Modern Çağda Geleneksel Sanat: Amatör Bir Müzehhip Gözünden Tezhip Sanatı

Zeynep Baykal, Marmara Tıp’2023

Bir kısmınızın aşina olduğu, bir kısmınızın belki de ilk defa duyacağı bir Türk-İslam süsleme sanatı Tezhip hakkında sizlere biraz bilgi vermek isterim. Bu sanatın tarihi ve bazı teknik bilgilerden bahsetmeden geçmek mümkün değil ama bu yazının asıl amacı kişisel yolculuğumun nasıl başladığından bahsetmek. Böylece günümüzde geleneksel sanata başlamak isteyen arkadaşlarımız da sürecin nasıl işlediğini görebilirler.

Öncelikle malum soruyu sorarak başlayalım: “Nedir Tezhip?”

Tezhip Arapça kökenli bir kelimedir ve “altınlamak” anlamına gelir. Tezhipler eski devirlerde el yazması kitaplarda kenar süslemesi olarak kullanılırdı. Günümüzde el yazması kitaplar neredeyse ortadan kalktığından yeni nesil müzehhipler (Tezhip yapan kişi) tezhibi hat yazılarının kenarına pano şeklinde murakka denilen el yapımı kağıtlara yaparlar.

Tezhibin Türk İslam sanatı denmesinin nedeni en iyi örneklerinin Türklerin İslamiyet’le tanıştığı dönemde özellikle de Osmanlı Devleti’nde verilmiş olması, ama şunu ekleyelim ki tezhip sadece Türklerde görebileceğiniz bir sanat değil. Arabistan, İran gibi ülkelerde de yapılıyor ama tabii motif ve üslup farkı var. Aynı zamanda gelişimini sadece İslam’a borçlu da değil, çünkü Türklerde tezhip sanatı ilk önce Uygurlarda ortaya çıkıyor. Anlayacağınız Şamanizm ve Mani inancı da bu sanatın temellerinin oluştuğu sırada etkili olmuş.

Tezhibin en önemli taşlarından olan Rumi motifleri, aslında Orta Asya kökenlidir ama kullanımda Anadolu’dan köken alan bir motif türünü ifade eder. Bu motifler sıklıkla çiçek motifi sanılmasına rağmen kuş kanadı gibi hayvansal parçaların stilize edilmesiyle oluşur ve klasik çiçek ve yaprak motiflerinin (Örnek: Hatai, Penç, Şükufe, saz yolu) dalından ayrı bir hat üzerinde çizilirler. Ayrıca bulut motifi, ejderha motifi gibi motifler yine Orta Asya kökenlidir ve geleneksel Çin sanatı ile benzerlikler gösterebilir. Bu örnekler bize Tezhip sanatının tarih içinde ne kadar zenginleştiğini kanıtlar.

Şekil 1. Tezhip desen çalışması. Zencerek (Zincir Motif), Rumi ve Hatai motifleri mevcut.

(Öğrenci defteri: A. Süheyl Ünver’in ilk öğrencilerinden ve asistanlarından Mihriban Sözen Keredin’e aittir – İ.B.B. Atatürk Kitaplığı)

 Şekil 2. Kuş figürü 7. Yüzyıl.

Gelelim benim Tezhip yolculuğuma…

Küçükken herkes gibi yolum bir kere Topkapı Sarayı’na düştü. Neler gördüğümü tam olarak hatırlamıyorum ama ne kadar etkilendiğim dün gibi aklımda. Sonra ilkokulda kupon biriktirerek aldığım Osmanlı tarihi ansiklopedilerini hatırlıyorum. Dili ağır geldiği için okuyamamıştım ama gördüğüm o güzel resimler ve süslemeleri hiç unutmadım. Beni en çok etkileyen resim, inci gibi çizilmiş minyatürler ve tezhiplerden ziyade öylesine çizilmiş birkaç karalamaydı. Çünkü bu karalamalar bir çocuk tarafından çizilmişti ve muhtemelen o zaman o çocuğun yaşlarında olan ben bu resimlerle bir bağ kurmuştum. Bu karamaları çizen çocuğu biz şimdi Fatih Sultan Mehmet olarak anıyoruz.

Üniversiteye başladığımda ise muhtemelen bunların etkisiyle geleneksel sanatlar eğitimi almak istediğime karar verdim ve kısa bir araştırmanın sonucunda kendimi en çok tezhibe yakın hissettiğimi gördüm. Özellikle de Selçuklu üslubu denilen, estetik güzelliğini geometriden alan eserlere hep büyük bir hayranlık besledim. Belediyenin kurslarında başladığım eğitim aslında bir usta çırak ilişkisine dayanıyordu. Her ne kadar geleneksel sanatlar şu an üniversitelerde modern eğitime entegre edilmişse de bu sanatların eğitim verildiği her yerde “Hocadan icazet almak” kavramı hala geçerli. Bu kavram sizin klasik üslup eğitiminizi tamamladığınızı ve her yönüyle bu sanata hakim olduğunuzu ifade eder. Ben sanat eğitimime tıp eğitimime odaklanabilmek için küçük bir ara verdim, Gülsüm Hocam tarafından icazetimi henüz almadım. Başlıkta kendimi amatör olarak nitelendirmemin nedeni bundandır.

Şekil 3. Selçuklu Tezhip örneği.
Şekil 4. Fatih Sultan Mehmet’e atfedilen çocukluk defteri. Yazar, müzehhip, hattat ve tıp doktoru Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver tarafından ortaya çıkarıldı.

  

Peki eğitiminize başladıktan sonra hangi aşamalar bekliyor sizi?

Öncelikle motif çalışmaları ile başlıyorsunuz. Bu çalışmalar sırasında aynı motifi eskiz kağıtlarına yüzlerce kezçizmeniz gerekir. Bunun amacı el hafızasını geliştirmek yani motifi orantılı bir şekilde giderek daha küçük çizebilir hale getirmeniz amaçlanır. Temel motifleri öğrendikten sonra renk çalışmalarına başlanır. Sıcak renkler, soğuk renkler, renk uyumu gibi kavramları öğrenirsiniz. Temel motif ve renk bilgisini aldıktan sonra fırça kullanımını geliştirmek için desenleri kopya etmeye başlarsınız. Böylece hem fırça hakimiyeti kazanırsınız hem de desenlere aşinalığınız artar. Temel renk, motif ve malzeme kullanımı bilgisinden sonra tasarım aşamasına geçersiniz, ki bence en zor aşamadır.

Tasarım yaparken boşluk doluluk dengesi, ayrı ayrı çizdiğiniz motiflerin birlikte kullanımı sırasında dikkat etmeniz gereken önemli bir unsurdur ve genelde ilk tasarım çalışmanız bunu geliştirmeye odaklanır. Tasarım konusunda ilerlemeye başlayınca zencerek, kuzu gibi yardımcı motifler devreye girer. Bu motifler çerçeve kısmını oluşturur ve ince bir el becerisi gerektirir. Öyle ki yarım milimetrelik alanları ölçmeniz ve boyamanız gerekir. Bu nedenle gözünüz artık 0.5 mm ve 0.25 mm arasındaki farkı algılayabilir hale gelir.

Zamanla yeni boyama teknikleri, farklı üsluplar (Bu üsluplar dönemin padişahı, motifin yapısı, müzehhipin adıyla zikredilebilir. Örnek; Fatih dönemi, Şahkulu, Münhani, Rumi.) işin içine girer ve siz giderek daha karmaşık, daha yoğun tasarımlar yapmaya başlarsınız. Tabi eğitim sırasında öncelik klasik metotları öğrenmek olduğundan modern tasarımlar ya da kendi yorumunuzu katmak için sabırlı olmanız gerekir. Çünkü ancak klasiğe hakim olan birisi onun dışına çıkabilir.

Tasarımlarınızı zenginleştirmek için civarınızdaki camiler ve müzeleri gezerek oradaki motifleri de inceleyebilirsiniz. Tek yapmanız gereken müftülükten fotoğraf çekme izni almak (Sanat eğitimi aldığınızı söyleyince zorlanmadan alacaksınız.) ve bu yapılardaki insan yoğunluğunun nispeten az olduğu saatleri tercih etmek. Ben Beşiktaş Müftülüğünden izin alarak Rüstem Paşa Camii’ne giderek çinileri fotoğraflamıştım. Sizin için o fotoğraflardan birini koymak isterdim ama maalesef yanlışlıkla sildim, siz lütfen fotoğraflarınızı yedeklemeyi unutmayın (Bu bir kamu spotudur.).

Geleneksel sanatlarla ilgili eğitim alacağınız bir diğer önemli nokta ise malzemelerin yapımıdır. Günümüzde pek çok şeye hazır olarak ulaşabiliyoruz, ama bazı boyaları elde etmek ve murakka yapımı her müzehhipin bilmesi gereken temek şeylerden.

Boya olarak guaj boya kullanılıyor. Bu boyaları eskiden doğal pigmentlerden ve zamklardan yaparlarmış. Şu an ise hazır alıyoruz ve maalesef ithal ediyoruz. Kendimizin yapabileceği iki tip boya var: İs mürekkebi ve Altın. İs mürekkebi siyah bir boyadır ve bildiğimiz is yani baca kurumundan elde edilir. Bu isleri biz bir fabrikadan aldık. (Müzehhiplerin bu konuda “Filanca fabrikanın isi çok iyiymiş.” dediğini duyabilirsiniz.) Daha sonra bu isi, Arap zamkı ve su ile bir porselen tabak üzerinde parmağımızla ezdik ve tanecik dokusunun tamamının yok olmasını sağladık.

Altın ise yaprak defterler halinde alınır. Altının ayarı boyanın rengini belirler ve aynı işlem altını bir yaldız boya haline getirir. Murakka, karton kağıtların üst üste konulup aralarına aher denilen muhallebi kıvamındaki kağıt terbiyesiyle birleştirilmesiyle oluşur. Aher, kağıdı boya için uygun bir zemin haline getirir ve içindeki şap kağıdın böceklenmesini önler. Kavak ağacından yapılmış bir kontrplağa gerilen kağıt kuruyana kadar bekletilir, böylece düz bir şekilde çıkması sağlanır. Bu işlemler sırasında dikkat etmeniz gereken birkaç püf noktası var, eğer benim gibi bu noktaları kaçırırsanız bir kağıdın ne kadar kıvrılabileceğini görüp 4.  boyutu hayretler içerisinde keşfedersiniz.

Şekil 5. Eskizden esere. Adım adım çalışma metodu.
Şekil 6. Karahisari Besmele çevresi boşluk doluluk dengesi çalışması. Kenarında zencerek ve altında temel malzemeler.

Sanat sonsuz bir deniz, yapabileceklerinizin bir sınırı yok. Geleneksel sanat da bir istisna değil. Yaratıcılığınızı kullanabileceğiniz, modern bir bakış açısı getirebileceğiniz eserleri çıkartmak için sadece istekli ve sabırlı olmak gerekiyor. Çünkü daha önce de bahsettiğim gibi klasiğin dışına çıkmak için klasiği anlamak gerekiyor. Eğer bu süreç atlanırsa ortaya çıkan şey tezhip değil sadece bir kopyası olur. O yüzden belki de sadece eski kitaplarda veya camilerden aşina olduğumuz bu desenlere merakımızı yöneltmemiz hem bu sanat açısından hem de kendimizi ifade ediş şeklimiz açısından yeni kapılar açacaktır. 

Şekil 7. Bir bilim insanın Selçuklu Şifa motifine getirdiği modern yorum. Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver tarafından Çankırı Darüşşifası’nda bulunan bu yılan sembolü daha sonra çeşitli tıp fakülteleri amblemlerinde kullanılmıştır. (Güner, Ekrem, Kamil Gökhan Şeker, and Şebnem İzmir Güner. “Darüşşifalardan Günümüz Sağlık Kurumlarına Yılan Sembolü.” Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi 9.1: 97-104.)
Şekil 8. Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver tarafından Konya İnce Minareli Medrese müzesi motiflerinde esinlenilerek çizilmiş Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Amblemi. (Güner, Ekrem, Kamil Gökhan Şeker, and Şebnem İzmir Güner. “Darüşşifalardan Günümüz Sağlık Kurumlarına Yılan Sembolü.” Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi 9.1: 97-104.)
Şekil 9.  Onur Hastürk tarafından modern bir yorum. (Ejder 2019 Siyah Karamel Kağıdı üzerine)