Yüz Yıllık Tiyatro Geleneği: Kavuk Teslim Töreni
Kübra Erdem yazdı.

Günümüzde altı yüz yıllık temaşa sanatının¹, tulûatın² sembolü olmuş ve Geleneksel Halk Tiyatrosu’nda usta çırak ilişkisini temsilen elden ele devredilmekte olan kavuk; oyuncularla beraber sanata, orta oyununa, modern tiyatroya ve geleneğe katkılarıyla anlamlanan çok kıymetli bir simgedir.
¹Temaşa sanatı: Oyun, temsil, piyes, tiyatro. Sahne sanatları.
²Tuluat: Doğaçlama.
Geleneksel Türk Tiyatrosunda “Kavuk”
Halk Tiyatrosu kavramı ile bildiğimiz gelenekte dramatik yapı güldürü ve eleştiri olmak üzere temel iki amaca hizmet eder. Dönemin politik, sosyolojik problemlerini halkın görmesini, duymasını ve düşünmesini amaçlayan eleştirel “muhalif” bir çizgi izler. Eleştirilerini ve güldürü ögelerini kimi zaman açık kimi zaman kapalı şekilde gösteren tiyatro geleneğinde; kapalı anlatımlar bakımından simge, sembol ve imaların yeri çok büyüktür.
Orta oyununda da dönemsel olarak siyasi, sosyal, ekonomik, dinî konular etrafında şekillenen farklı simgeler, semboller görülmektedir. Kavuklu ve Pişekâr olarak bildiğimiz orta oyununun karakteri olan Kavuklu’nun kavuğu, geleneksel tiyatronun en bilindik sembolüdür desek yanılmış olmayız.

Türkiye'nin Commedia deM’Arte'iİndir
Geçmişten Günümüze: “Kavuklu” Kel Hasan Efendi
Kavuk teslim seremonileri yüz yılı aşkın zamandır süregelen bir Türk Tiyatrosu geleneğidir. Meddah kavuğu geleneği olarak da bilinen bu geleneği ilk olarak Kel Hasan Efendi başlatmıştır. O zamanlarda medya televizyon yaygın olmadığından sokak eğlenceleri yegâne eğlenme biçimidir. Kel Hasan Efendi ise bu eğlencelerin en şöhretli isimlerindendir.

Orta oyunu: Sağda Pişekâr, solda Kavuklu tiplemesi.
- Pişekâr kültürlüdür; tıpkı Hacivat gibi Arapça, Farsça kelimelerle konuşur. Kavuklu ise tıpkı Karagöz gibi onu yanlış anlayarak komik durumlar ve yanlış anlamaktan kaynaklanan gülmece cevaplar ortaya çıkarır.
Fakir bir ailenin çocuğu olarak Kadıköy’de yoğurtçuluk yaparken hayran olduğu tiyatroya başlamış, orta oyunu gibi doğaçlama bir gösteride kıvrak zekası ve hazırcevaplığı ile adını duyurmuştur.
Geleneksel tiyatronun ünlü siması Kel Hasan, izleyiciler onun sahneye çıkmasını beklerken gelişinin habercisi olan boş bir gaz tenekesini sahneye fırlatırmış. Sonrasında alkış ve tabiri caizse natürel gülme efektleri yankılanırken tavan süpürgesi ile sahnede görünürmüş.
Aynı zamanda birçoğumuzun çok iyi bildiği kırmızı takke, düşük bir şalvar, yamalı gömlek, çarpık dişler, kırmızı yanaklar, kocaman bakan gözler ve aptal bir gülüş ile sahnede beliren saf ve ahmak uşak İbiş tiplemesinin yaratıcısıdır.

Kel Hasan Efendi
Geleneksel Tiyatronun Son Temsilcisi: İsmail Hakkı Dümbüllü
Geleneksel tiyatronun nişanesi ‘’kavuk’’ Kel Hasan tarafından öğrencisi İsmail Hakkı Dümbüllü’ye devredilmiş ve böylece bir gelenek başlamıştır. Dümbüllü, Kel Hasan Efendi’den öğrendiklerini kendi karakteri ile sentez edip Dümbüllü Tarzı’nı hem perdede hem sahnede duyurmuştur. Kavuğu en uzun süre taşımış olan sanatçı olması sebebiyle bu meşhur kavuğa Dümbüllü Kavuğu denilmektedir.

İsmail Hakkı Dümbüllü, Geleneksel Türk Tiyatrosunun son temsilcisi, orta oyunu ve tulûat sanatçısı.
Türk Sinemasının Mihenk Taşı: Münir Özkul
İsmail Hakkı Dümbüllü, Münir Özkul’u 1968 yılında Arena Tiyatrosu’nda, Kanlı Nigar piyesindeki Kavuklu rolünde izlemiş ve o dönemdeki namı duyulmuş yeteneğine binaen, bilinenin aksine Kavuklu kavuğu yerine Pişekâr takkesini Münir Özkul’a bir seremoni ile devretmiştir.

Münir Özkul ve İsmail Dümbüllü
Bu mevzu hakkında birçok kaynakta Kel Hasan Efendi’nin kavuğunu devrettiği yer almaktadır. Ancak geleneksel tiyatrodan gelen İsmail Dümbüllü, kavuğu devretmeyi yalnızca Kel Hasan’ın onu yetiştirdiği gibi geleneksel biçimde kendisine çırak olmuş ve ustalaşmış birine devretmek istemiş, böyle biri olmadığından yakınmıştır. Bu yüzden esas kavuğun öldüğü zaman cenazesi ile birlikte defnedilmesini vasiyet etmiştir. Dönemin Diyanet İşleri uygun bulmadığından kavuk Dümbüllü ailesinde kalmıştır.

Usta tiyatrocu İsmail Hakkı Dümbüllü’nün cenazesi, kavuğu tabutun üzerinde görüyoruz. (30 Ekim 1973)
Gelgelelim, kavuk yalnızca simgesel anlam taşıdığından, Münir Özkul’a devredilen Pişekâr takkesi yine Dümbüllü Kavuğu adıyla anılmış bu anlamlı geleneğin devamı kabul edilmiştir. Zaten İsmail Dümbüllü de ona teslim töreninde şu sözlerle icazet vermiştir, böylece Münir Özkul kavuğun üçüncü sahibi olmuştur:
"Oğlum Münir, benden sonra kavuğumu senin taşımanı istiyorum. Bu işe sen devam edeceksin, vasiyetimdir bu. Gerçi sen kitaplı tiyatrodan geldin, bizim içimizden orta oyun tiyatrocularından birisi devam ettirsin isterdim; ama zararı yok, kavuk bundan sonra senindir."

Kavuğu devralmasını Münir Özkul’dan dinleyebilirsiniz.

Sinematografik yüzü ile ismini tiyatro ve sinema tarihine altın harflerle yazdıran Münir Özkul bu meşhur nişane ile yıllarca güldürü, dram fark etmeksizin yüzlerce oyunda sahnede yer almıştır. Türk sinemasında da uçsuz bucaksız filmografisi ile akıllara kazınmıştır. On dokuz filmde başrol, sayısız filmde yardımcı oyuncu rolü oynamış; kalplerde yer etmiştir. Yıllarını sinemaya vermiş, en az beş izleyici kuşağını etkisi altına almış olan “Usta”nın, Kel Mahmut Hoca tiplemesi en ölümsüz miraslarındandır.

Ferhangi Şeyler
Yirmi bir yıl boyunca kavuğu taşıyan Münir Özkul, karşılıklı oynadıkları bir oyun sırasında Ferhan Şensoy’un oyunu toparlamasından ve yeteneğinden etkilenip kavuğu ona devretmeye karar vermiştir, böylece bir kavuk teslim ritüeli daha gerçekleştirilmiştir.

Ferhan Şensoy Ortaoyuncular Tiyatro Topluluğu’nun kurucusudur. Ferhangi Şeyler adlı tek kişilik oyunu en çok tanınan işlerinden biridir. Tiyatro ve sinema sanatçılığının yanı sıra oyun ve kitap yazarlığı da yapan Ferhan Şensoy, Türk tiyatrosunda kendi özgü bir yere sahiptir.

Ferhan Şensoy kavuğu devredemeden ölme ihtimaline karşın, bu geleneğin ruhunu gözler önüne seren bir vasiyet yazısı da yazmıştır:
“Bir vasiyet,
Öldüğümde bu kavuk henüz kimseye verilmemiş ve burada boynu bükük duruyorsa, o gün Ortaoyuncular kadrosunda bulunan bütün oyuncular, bu kavuğu devretmekle yetkili jüridir. Layık gördükleri birinin başına takarlar, bu aralarından birisi de olabilir ve dileğim odur ki niçin şu değil de bu kavuklu oldu diye tartışılmasın. Aslolan kavuk geleneğinin sürüp gitmesidir. Yeni kavuklunuz uğurlu olsun.”
Ferhan Şensoy’un bizzat kurmuş olduğu kurduğu Ortaoyuncular topluluğunda profesyonel tiyatro oyunculuğuna başlamış ve adını duyurmuş olan Rasim Öztekin, kavuğu devralan isim oldu. Ferhan Şensoy 2016 yılında yine bir törenle kavuğu kendisine devretti.
Ferhan Şensoy’un Rasim Öztekin’e devir teslim yaptığı törenini izleyebilirsiniz.
Rasim Öztekin bu kıymetli geleneğin devamını üstlenmenin haklı gururunu yaşarken, kavuğu devraldığı Ferhan Şensoy ve ustası Münir Özkul’dan şu cümlelerle bahsetmiştir:
1985 yılında, Ferhan (Şensoy) geldi. ‘Benim yazdığım yeni bir oyunun provasına gireceğiz. İsmi İstanbul’u Satıyorum. Bu oyunda iki usta bizimle beraber olacak: Erol Günaydın ve Münir Özkul.’ Bu haberi aldıktan sonra aşağı yukarı bir hafta uyuyamadım. Bu isimler çocukluğumu süsleyen ustalardı. Aynı oyunda olacağımızı hayal dahi edemiyordum. Beraber prova yapmak, aynı havayı solumak benim için büyük bir onurdu. Sonra provalar başladı. Karşımda çocukluk kahramanlarım duruyordu. Onlara bakmaktan teksti okuyamamıştım.

Öte yandan kavuğun bir burukluğunu da yaşamaktadır Rasim Öztekin.
Kavuğu aldığım yaz, kalp yetersizliğinin yanına ciddi ritim problemleri de eklenince doktorum canlı performansı yasakladı. Kalbim, Kavuk'lu olarak tiyatro yapmama izin vermedi. Aslında bir bakıma kalp hastalığı nedeniyle çok sevdiğim tiyatrodan malulen emekli oldum.
Kavuğun Yeni Sahibi Belli Oldu!
Rasim Öztekin 27 Ağustos 2020’de kavuğu kime devredeceğini açıkladı. Kısa bir zaman önce sağlık sorunları dolayısıyla tiyatro oyunlarında rol oynayamadığını ve kavuğu genç sanatçılardan birine devredeceğini açıklamıştı Rasim Öztekin.
Bu geleneğin tekrar gündem olma sebebi ve bu yazının esin kaynağı olan gelişme 27 Ağustos tarihinde sanatseverlerin gündemine düştü. Öztekin, bu onurlu nişaneyi devralacak olan sanatçının Şevket Çoruh olduğunu açıkladı.
Büyük özverilerle Baba Sahne'yi kuran, zorlu koşullarda tiyatro yapmaya ve tiyatroyu yaşatmaya çalışan Şevket Çoruh'a Türk Tiyatrosu'na bugüne kadar yaptığı ve yapacağı katkılardan dolayı kavuğu devredeceğim.

Bu kıymetli kavuğun altıncı sahibi Şevket Çoruh olacak. Kahkahası ve neşesiyle aklımıza kazınan sanatçıyı dizi sektöründen de oldukça yakından tanıyoruz.
Kadıköy Bahariye’de Rexx Sineması’nın sokağında yer alan Baba Sahne’yi tiyatroseverlere kazandırmıştır. Baba Sahne’nin ismi hakkında gelen eleştiriler karşısında, hikâyesini Şevket Çoruh şöyle anlatıyor:
Ben düşlerini, hayallerini, heyecanlarını ve ömrünü bir fikir, bir hedef, bir misyon uğruna yaşayan insanların çırağıyım. Ve ben, babasını erken kaybetmiş çocuklardan sadece biriyim. Benden çok var. Babasını kaybetmese de öksüz kalıyor insan bu memlekette! Kızan, karışan, sinirlendiren, koruyan, sarılan, özlenen ve manası yokluğunda daha çok anlaşılan kişiyi, yani babayı arıyor hep insan. O yüzden Baba Sahne ama baba deyince, zannetme ki ille de erkek... Bize daha nice Afife Jale, Macide Tanır, Yıldız Kenter, Suna Pekuysal, Nisa Serezli, Adile Naşit, Gülriz Sururi, Gönül Ülkü lazım. Bir erk ya da cinsiyet meselesi değil, gönül meselesi. Bir aktörü, öksüz bırakmayacak tek şey sahnesi...
Kavuk devir teslim töreni 20 Eylül'de Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde tiyatroseverlerin şahitliğinde gerçekleşecek.
Bu anlamlı asırlık geleneğin nice asırlarca sürdürülmesine, açılacak nice tiyatro perdesine, alkışlayacağımız nice oyuna, tiyatroyla yaşayan ve tiyatroyu yaşatan nice sanatçıya...
İnsanı, insana, insanla anlatmak için çabalayan tüm tiyatro sanatçılarına saygılarımla,
Yaşasın sanat, yaşasın tiyatro!