Şu Bedenini Nasıl Kaybetti?

Hale Dila Yalçın yazdı.

Şu Bedenini Nasıl Kaybetti?

“Serçe toprağı eşelerken ve sinekler gezinirken koparılıp çürümüş çiçeklerin üzerinde, derim ki ‘Ah çevremdeki tüm bu moleküller, senin çevrendekileri oluşturanlardan olsa… Bu koca ormanda o moleküllerden daha değerli şey yoktur bana göre.’” dedi Şu, bunun anlamının O ile aynı yerde olmak olduğu çıkarımını yaparak. Sonra küçümsedi bu dileği, O’ya daha da yakın olmak varken. Doğru ya, O’yu çevreleyen moleküllerin kendisi olmak vardı. Yüzünü örten havanınki, bacaklarının arasından geçen siyah kedinin ya da okuma lambasınınki gibi onun çevresinde olma şansına dilemeksizin sahip olmuş tüm o moleküller…

“Neden onlar olmayayım, yolu buysa ışığımın senin merceğinden geçmesinin? Belki ayaklarım lambanınki gibi olmalı, başım kedininki gibi. Neden kendi moleküllerimi bırakmayayım o zaman? Benzemezsem hiçbir güzel şeye, kendimi görmem seni görmek varken.”

sözleri tüm molekülleri bu amaca hizmet etmek tutkusuyla harekete geçirecek kadar içindendi.

Orman sakinlerinden buruşuk derili kurbağa bu dileği duydu, sopasını yere vurdu. Toprak ana uyandı, gökyüzüne ve görebildiğimiz tüm varlıkların özüne -siz isterseniz ruh deyin buna- dokundu. Lamba kaybetti birazını, kedi ne olduğunu anlayamadı bile. Havadan dünyada çok vardı, onun eksikliği fark edilmedi. Hepsinin atomları olduğu yeni kişiyi meydana getirdi. Ya da olmadığı mı denirdi? Şu, eski bedenini şimdiye değin ona yoldaşlık eden ormanın nazik topraklarına bıraktı. Her zamanki gibi, toprak onu kabul etti. Keşke yeterli olsaydı diye düşündü Şu toprağa bakarak, senin beni kabul etmen. Yeterli olabilecek tüm ihtimalleri barındıran kılıfına girdi. Üstelik bu yeni vücudun rahatlık getirmesine de gerek yoktu, yalnızca bir tanecik amaca hizmet eden bir varlık bu durum için en kullanışlısıydı, inanın.

Şu, akşamüstlerini O’nun yakınında bulunup da merakını cezbeden şeylerin gizini düşünerek geçirmiyordu artık. Daha iyisine sahipti. İnanıyordu ki O’nun aklında yansımalarını bulabileceğiniz, düşüncelerine sızan tüm şeylerin kutsallığına sahipti. Ama bedeninden vazgeçen Şu’nun zamanla tüm hissettiği, yeni benliğini oluşturan moleküllerin yan yana durmak istememesi oldu. Çok uyumsuzlardı! Varlıklar utançla kabul etti ki daha önce bu kadar uygunsuz bir şeyi aralarına almamışlardı. Atomları birbirini itmeye başladı. Şu, bir arada durmak için her şeyi yaptı. O’yu biraz olsun bildiğinden beri, kendini oluşturan her şey ona olan uzaklığına direnç göstermişti.

Varoluşu için tek bir şans vardıysa bilirdi ki o da bu yoldan geçiyordu. Ama bir gün, eski bedeninden kalan son yaşanmışlıklar da onu terk edecekken Şu tamamıyla ayrışıverdi. Molekülleri eve giden yolu buldu. Lamba bütününe kavuştu. Solunacak daha fazla hava kimseyi ferahlatmadı. Kediyse kaçtı, nasıl da tehlikeliydi bu iş! Nereden bilecekti bir gün bir dilekle birlikte bedeninin kendine ait olmayacağını? Sahi kime aitti bu yeni beden, tüm o istek neden kaynaştırmadı bu atomları? Sonunda buldu: Biraz heves, biraz çaba; olamazdı kişinin kendine ait olmayan şeylerin tutkalı. Şu’nun değillerdi sadece. Ve artık Şu yoktu ama hepsi bütünlerinde ondan kalan, ne olduğunu bilmedikleri şeyi taşıyorlardı.

O; önce penceresinin önünden geçen rüzgârın onu selamladığını hissetti, aynı rüzgar çaresizce cama tosladığındaysa şaşırdı. Lambası o gün diğer günlerden daha tanıdık gelen edasıyla masanın üzerindeydi, bundan başka bir değişiklik sezdirmeden. O; içini bir anlığına başkasının hüznüyle dolduran bu şeyler nedendi, neredendi hiç anlamadı. Kedi uzaklaştığı yere dair iç acıtan bir özlem duydu ama biliyordu ki bu his kendinin değildi. Sonunda olabileceği tek bir yer olduğunu anlayan kedi, O’nun yanına dönmek zorunda kaldı. İstenmemiş bedenleri içine alıp sarmalamayı bekleyen toprak buyurdu günlere, onlar da geçmeye devam ettiler ve hiç durmadılar.

Ormanda yolunu kaybeden kim varsa çürümüş çiçeklerin biraz ilerisinde Şu’nun yalnızlığının hükmünü hisseder. Hikayesini kim duysa adanmışlığı, canını almaya gelen melek bilip hayat boyu ondan kaçar; kederini anlayabilecek talihsizliğe düşmemek için dua eder. Ama olur da ormanı biraz daha dinlerseniz havanın gürültüsünde hikayesini kendi sözleriyle anlatan Şu’yu duyarsınız: Kişi için, içine demir atmış olan tutkuları takip etmekten daha uygun bir kader yoktur.

Kapak: Photo by Luis Quintero on Pexels.com