Oktay Sinanoğlu: Bilim ve Gönül İnsanı
Tuğra Hakan Demir yazdı.

Bugün sizlere “Türk Aynştaynı” olarak bilinen fakat ülkemizde yeterince tanıtılmayan ve bilinmeyen; kimya, fizik, matematik alanında devrim yaratacak çalışmalarda bulunan ve hatta moleküler biyolojinin kurucularından, Atatürk dönemi milli ve kültüre dayanan eğitimin eseri ve Türkçenin savunucusu, gururumuz Prof.Dr.Oktay Sinanoğlu’nu elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım. Umarım yazımı beğenirsiniz ve kendisini çevrenizdekilere anlatırsınız. Hazırsanız bir nefeste okuyacağınıza inandığım yazıma başlayalım.
Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun, Atatürk’ün emriyle İtalya’daki faşist devlet sistemini gözlemlemek ve raporlamak amacıyla başkonsolos olarak görevlendirildiği İtalya'nın Bari şehrinde 25 Şubat 1935 tarihinde doğdu. Babasının yazdığı bu raporlar ”Faşizm ve Onun Devlet Sistemi" adında büyük bir kitap halinde çıktı. Babasının birçok eseri olup “İlahi Komedya”nın ilk çevirisini yapanlardandır.
Bilim ve Gönül İnsanı Yetişiyor
II. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1939'da ailesiyle Türkiye'ye dönen Oktay Sinanoğlu 1941 yılında babasını kaybetmiştir. Babasının ölümü kendisinden saklandığı için öğrenene kadar babasına mektuplar yazmıştır. İlkokulda zekası fark edilen Sinanoğlu’nun şöyle bir anısı var:
1.sınıfın sonuna doğru bir öğretmen geldi, beni sınıftan ödünç alarak 5.sınıfa götürdü. Tahtaya aritmetik bir şey yazmış, bana sordu, ben de tahtada çözdüm. Sonra dedi ki ‘1. sınıftan bu çocuk yapıyor, siz ahmaklar bir şey yapamıyorsunuz.’
2.sınıfta arkadaşı Erdal’la gazete çıkarmıştır, 3.sınıfta ise roman yazmıştır. Kardeşi Esin Afşar anılarında Oktay Sinanoğlu’nun sürekli kitap okuduğunu yazmıştır. Ortaokulda kimya öğretmeninin yaptığı deneylerden etkilenerek evlerinin giriş kısmını laboratuvara çevirmiştir. Daha sonra annesi tarafından beni ben yapan yer dediği TED Yenişehir Lisesine yazdırılmıştır. Kimya deneyleri için İngiliz Konsolosluğunun kütüphanesinden kitaplar okumuştur ve sonradan bu kitaplardan birinin Oxford Üniversitesinin sonunda okutulan inorganik kimya kitabı olduğunu fark etmiştir. Bu deneyleri sonucunda kimyada eksik taraflar olduğunu keşfedip kendine 20 yıllık bir plan oluşturmuştur, hatta bu planı 10 yılda tamamlayıp kendine yeni bir plan oluşturduğunu ifade etmiştir. Bir taraftan da yazarlık çalışmalarına devam etmiştir fakat annesi ve babası ile rekabet edemeyeceğini düşünerek bırakmıştır.
Lise Yılları

O yıllardaki eğitimin çok kaliteli olduğunu ve derslerine giren lise hocalarının şimdiki çoğu profesörden daha donanımlı olduğunu ifade eden Sinanoğlu, derslerinin tamamıyla Türkçe olduğunu, ayrıca İngilizce derslerinin de Türk kültürüne uygun biçimde öğretildiğini söylemiştir. 1952 yılında lisenin Amerikalılar tarafından koleje çevrileceğini, ABD’den 15 öğretmenin geldiğini ve kendileri mezun olduktan sonra İngilizce eğitim yapılacağını öğrenince çok şaşırmıştır, hatta başından geçen bir olayı şöyle anlatmıştır:
Amerikalı, uzun boylu esmer bir hoca vardı. Derste, bir konuda Hıristiyanlık propagandası yapmaya başladı, bayağı vaaz veriyor. Biz hemen itiraz ettik, bir patırtı çıkardık sınıfta. Bu da ‘Size Amerikan yardımı yapıyoruz, unutmayın.’ dedi ve bizi tersledi. Bayağı isyan ettik, o da dersin ortasında çıktı gitti. Sonra sınıfa müdür geldi ‘Ayıp değil mi!’ diyerek bana ve 4-5 kişiye bağırdı. Daha sonra odasına çıkardı, kapıyı kilitledi ve bize "Aferin çocuklar, çok iyi yapmışsınız, benim elimden bir şey gelmiyor, siz Atatürk'ün yetiştirdiği çocuklarsınız, yabancılar her yere hâkim oldu vs. bir şeyler anlattı.
Dönemin TED başkanı okul birincisi olarak kendisini ve iki arkadaşını Amerika’ya göndereceklerini, okula hoca olarak döneceklerini söylemiştir. Oktay Sinanoğlu ilk başta gitmek istemese de müdürün odasında kararını değiştirmiştir ve bunu da şöyle açıklamıştır:
Ben baktım, Türk bayrağı, Atatürk karşımda, cam çerçeveli olduğu için bayrağın üstünde kendi yansımamı görüyorum. İçimden yemin ettim, dedim ki: ‘Gideceğim ve kısmetse orada söz sahibi olacağım, ondan sonra gelip o namussuzlarla burada uğraşacağım.’ O zaman anlamıştım ki burada kalırsam Amerika'nın kölesi olurum, oraya gidersem Amerika'nın efendisi olur, buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim. Bunları düşünüp içimden yemin ettim ve ‘Tamam, gidiyorum.’ dedim.
Missouri Üniversitesi
Ekimin sonuna doğru Missouri Üniversitesi’ne giden Sinanoğlu’nu ilk dersinde cebir sınavı karşılar. Bu anı şöyle anlatır:
Uçak yolculuğundan kulaklarım hâlâ uğulduyor. Hoca: ‘Sen yeni geldin, bu sınava girmezsin’ dedi. Ben ‘Yok, gireceğim.‘ dedim. Şimdi biz bu derslerin hiçbirini İngilizce okumadık Türkçe olarak çok dehşet öğrendik ama. Bir de İngilizceyi ayrı, yabancı dil dersi olarak okuduk. Ben kâğıdı aldım, sorulara baktım ve hepsini anladım. Çoğu formül, hoca geliyor, beni izliyor. ‘Ben bunları biliyorum.’ dedim, herkesten evvel şakır şukur bir çözdüm; 100 almışız, ilk şoklarını yaşadılar.
Diğer derslerde de benzer başarıları yakalayarak okulda popüler biri olmuştur, hatta ilk kimya dersinde hocası Prof.Thomas’a “Biz bunları lisede öğrendik.” demiştir ve 3.sınıfın dersine atlatılmıştır. Bu şekilde birkaç ay içerisinde üç sene atlamıştır, 6-7 ay sonra fizik ve kimya alanında en çok Nobel ödülünü kazandığı için Berkeley Üniversitesine geçmiştir. Burada fizik dersine hidrojen bombasının babası olan Edward Teller girmiştir. Kimya Fakültesi dekanı Kenneth S. Pitzer’ın sekreteri tarafından yaz okulunda fizikokimya laboratuvarı dersine asistan olarak, kendisinden üst dönemlere ders vermesi için görevlendirilmiştir. 1956 yılında Berkeley’den kimya mühendisi olarak birincilikle mezun olmuştur.
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü

1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yaklaşık 7 ayda yüksek lisansını tamamladı ve aynı yıl “Alfred Sloan” ödülünü kazandı. Daha sonra doktora çalışması için Berkeley Üniversitesi Kimya Fakültesi Dekanı Pitzer tarafından “Şeref Bursu” ile Berkeley’e davet edilmiştir. 1.5 yıl gibi kısa bir sürede “teorik kimya” alanında doktorasını tamamladı. ABD’de Atom Enerjisi Merkezi’nde araştırmalar yaptı; araştırmaları uluslararası dergilerde yayınlandı.
Birçok üniversitede konferanslar veren Sinanoğlu’na çok sayıda teklif gelmiştir. Kendisinin en çok dikkatini çeken teklif ayrı bir teorik kimya ve kuramsal kimya bölümlerine sahip olan Yale Üniversitesinden gelmiştir. Bu teklifi kabul eden Sinanoğlu “yardımcı profesör” ünvanıyla öğretim üyesi olarak çalışmaya başlamıştır. ”Öğecik (atom) ve özdeciklerin (moleküllerin) çok eksicikli (elektronlu) kuramı” ile profesörlüğe adım attı. Temel fizik kanunlarından başlayarak çeşitli maddelerin kimyasal ve fiziksel özelliklerini bulmak için gerekli bu temel kuramla, 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırmış oldu ve profesörlüğe yükseldi.
Eşzamanlı Çalışmaları ve İlişkileri
Yale Üniversitesi’ndeki profesörlüğünün yanında Harvard Üniversitesi’nde kendisinin bulduğu ”Yeni kuantum (nicem) kimyası ve fiziği” üzerine başka profesörlere ders vermiştir. Bu profesörler arasında sonradan Nobel ödülü kazanan W.Limpscomb, meşhur kitapları olan E.B Wilson, Amerikan Başkanı’nın bilim danışmanı George Kistiakowsky gibi isimler yer almaktadır.
Arkadaşı Salem’in verdiği kostüm partisinde DNA’nın sarmal yapısını keşfeden Watson-Crick ile tanışan hatta Watson’ın tavşan kostümü giydiğini ifade eden Sinanoğlu bu anı şöyle anlatıyor: "DNA'nın yapısını keşfeden Watson ve Crick vardır ya, işte o Watson! Crick de acayip bir şey giymişti, DNA'nın sarmal yapısını bulan insanlar bunlar. Nobel almışlardı. Gençtiler o zaman. Tabii benden büyüktüler ama yine de bayağı gençtiler. Sonradan da bir yerlerde rastladık, arada bir konuştuk." Danışmanı olduğu öğrenciler arasında Vincent McKoy, Neil Kestner gibi daha sonra yüksek mevkilere gelecek kişiler vardır.
Amerika’ya ilk geldiğinde zorlandığını belirten ve “döneyim TED’de hoca olayım” diye düşünen Sinanoğlu bu düşüncesinden şöyle vazgeçmiş:
Vaktiyle kafamda bizi devşirme yapmak için, misyoner tarzı (kolej) okula dönüştürülen bizim eski okulda çalışayım diye dışarı gönderen Türk Eğitim Derneğine dönmek var. Orada -ama yapmamaya zaten yeminliydim, o ölümden beter bir şey olurdu benim için- Türk çocuklarına İngilizce olarak fen dersi vermek. Dışarıda her tarafta, her dilden yaparım ama, Türk hoca olarak bilimi Türk çocuklarına başka bir dilden anlatacaksın. Korkunç bir şey. ‘En kötü ihtimal, başka bir yerde öğretmenlik yaparım.’ dedim.

Oktay Sinanoğlu
En Genç Profesör Unvanı
26 yaşında, son 300 yıldır Batı’da en genç yaşta profesör olan kişi olarak Yale Üniversitesi tarafından dünyaya tanıtılmıştır. Kendisi hakkında "New York Times", "Time", "Newsweek", "Der Spiegel" gibi uluslararası gazetelerde "harika çocuk profesör" diye bir sürü yazılar çıkmıştır. O sırada ODTÜ’de kuramsal fizikçi Feza Gürsey tarafından konuşma yapması için Türkiye’ye davet edilmiştir fakat o dönemde askerliğin 2-2.5 yıl olmasından dolayı gidememiştir. Daha sonra mecliste kendisi örnek gösterilerek şöyle bir kanun çıkmıştır: "Dış ülkelerde uluslararası çapta başarı sağlamış olanlar, bunun, oluşturulacak bir kurulca tespit edilmesi şartıyla, bilimdeki çalışmalarına engel olmamak için, özel olarak askerlikleri 35 yaşına kadar uzatılır." Bu kanundan faydalanarak o yaz ODTÜ’ye seminer vermek için gitmiştir. Kendisini çok heyecanlı hisseden ve bulduğu bilimsel kavramları Türkçeye çevirmek için birkaç gün çalışan Sinanoğlu bu anları şöyle anlatıyor:
İngilizcesini de ben buldum zaten, Türkçelerini de ben bulacağım. İşi yapan bulur. Çekiniyorum, konuşma yapacağım; ‘İşte orada kalmış, şivesi bozulmuş.’ diyecekler diye ödüm patlıyor. Çok hassasım o konularda. Neyse geldik, koca yer dolmuş. Ön sırada Erdal İnönü, Bahattin Baysal, şu bu kodamanlar oturuyor. Tanıttılar, kalktık Türkçe anlatmaya başladık. Ön sıradakiler mosmor oldu. Bahattin Bey'in yüzünü hiç unutmam; kalktı, yanıma geldi, kulağıma eğildi ve ‘Burada Türkçe yasak, İngilizce anlat’ dedi. Ben bir bozuldum, ODTÜ o zaman İngilizce eğitim yapan ilk üniversite ve ben buna çok bozuluyorum. Amerika'nın telkiniyle kuruldu. Benim mücadele etmek istediğim işin daha da ilerlemiş olduğunu görüyorum. O ara bir sürü anadolu lisesi kurmuşlar, iş bayağı çığırından çıkmaya başlamış, tahminimden hızlı gitmiş, bir de üniversite kurmuşlar diye bayağı endişeliyim. Döndüm, "Burada yabancılar varsa ve Türkçe bilmiyorlarsa, onlar kusura bakmasın. Ben, kendi ülkemde, kendi dilimde konuşmaya hasret içinde geldim. Kendi dilimden bu konuşmayı yapacağım, siz anlamayacaksanız lütfen çıkabilirsiniz.Ben size dışarıda İngilizce olarak anlatırım.’ dedim.
1962 yılında ODTÜ mütevelli heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu’na mahsus olmak üzere kendisine Danışman Profesör unvanını verdi. Üç Türk öğrenciye Amerika’dan burs sağlayarak kendi yanında götürmüştür ve ODTÜ’de ”Kuramsal Kimya” bölümünü kurdurarak bu üç genci oraya yerleştirmiştir. Sonradan bu bölüm Bahattin Baysal tarafından kimyaya dahil edilerek kapatılmıştır. Danışman olduğu sırada eğitimin Türkçe olması için çeşitli çalışmalar yaptı.Bu konu hakkında şunları söylemiştir:
ODTÜ kurulurken gerekçe Ortadoğu ülkelerinden öğrenci geleceğiydi. Yani birkaç yabancı öğrenci için dilimizi feda edeceğiz, halbuki her ülkede, yabancı öğrencilere eğitim imkânı sağlanıyorsa, onlar o ülkenin dilini öğrenir, o ülkenin kültürünü sevmeleri için yetiştirilirler.
Yale Üniversitesi
1964 yılında Yale Üniversitesinde ikinci kürsüye atandı; bu kürsü dünyada yeni kurulmaya başlanan ”Moleküler Biyoloji” idi. Kalıtımı sağlayan DNA molekülünün yapısının neden çift sarmal olduğunu ve bunu bir arada tutan kuvvetlerin ne olduğu üzerine yaptığı çalışmasıyla ("solvofobik" - "çözgen iter kuvveti" kuramı) moleküler biyolojinin kurucuları arasına katıldı. İstanbul’da, 19 Ağustos ile 5 Eylül tarihleri arasında uluslararası bilimsel yaz okulunu düzenledi. Bu yaz okulu "nicem(kuantum) kimyası" üzerineydi; savaş sonrası ve soğuk savaş nedeniyle birbirinden kopuk olan dünyanın dört bir yanındaki seksen kadar bilimciyi böylece bir araya getirdi ve bu alandaki alışverişle bilimsel anlamda yeniliklere adım atılmasını sağladı, ayrıca onlara Türk kültürünü tanıttı. Tamamen ayrı bir saha olan yüksek enerji fiziği üzerine çalışmaları sonucu "Yeni sekiz mezon (maddeyi oluşturan temel taneciklerden sekizi) ve özellikler kuramı"nı buldu.
Ekim 1964'te New York’ta Amerikan Kanser Araştırma Merkezi’nde"Biyopolimerler üzerinde suyun ve diğer çözgenlerin etkileri"üzerine konuşma yaptı. Kasım 1964'te NIH‘ye (Amerikan Ulusal Sağlık Bilimleri Kurumu) danışman oldu. 1964-1965 yıllarında Ulusal Bilimler Akademisi’nde "Kuramsal Kimya" Üst Komitesi’ nin üyesi oldu. 1965'te İstanbul, Yeşilyurt’ta Çınar Oteli’nde bu defa Yüksek Enerji Fiziği üzerine ikinci uluslararası yaz okulunu düzenledi. 1966'da TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü alan ilk kişi oldu. Sovyetler Birliği Bilim ve Sanat Akademisi davetlisi olarak Rusya'da kuramlarını anlattı. Moskova ve Leningrad evrenkentlerinde (üniversite) bilim kitapları Rusça'ya çevirtilerek okutuldu. Sinanoğlu bilimsel çalışmalara başlarken Descartes’ın şu sözünden ilham aldığını söylemiştir: "Yeni bir şey yaratmak için, o zamana kadar öğrendiklerini unut. Sıfırdan başla; ama evini yıkmadan önce bir tarafta bir çadırın bulunsun."
Japonya ile İlişkileri

1973'te yeni oluşturulmuş ve ilk olarak kendisine verilen Almanya'nın en yüksek bilim ödülü "Alexander von Humboldt Ödülü"nü aldı. Aynı yıl Boğaziçi Üniversitesi’nde danışman profesör olarak çalıştı ve burada çift anadalda eğitimi sağladı. 1975'de, Yale'e Japonya'dan bir mektup geldi; "International Distinguished Scientist Award" (Seçkin Bilim İnsanı Ödülü) ödülünü almak ve Japonya'da altı ay kalmak için çağrıldı ve Japonya'nın her yanında bilimsel konuşmalar yapması istendi. Bu ülkede altı ay boyunca çeşitli bilimsel konuşmalar yaptı, iki ülke arasında (Türkiye ve Japonya) kültürel ve bilimsel ilişkinin kurulması için çalıştı.
Neredeyse tüm Japonya’da ”İpek Yolunun İki Ucu: Türkiye ve Japonya” başlığını taşıyan ve iki ülke arasındaki kültürel ve tarihi benzerlikleri anlatan konuşmalar yaptı. Japon televizyonu NHK ile İpek Yolu projesini başlattı. 1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu’na ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti Profesörü ünvanı verildi. 1976'da Hindistan Hükümetinden ”Devlet Misafiri” olarak aldığı davet üzerine bu ülkeye gitti. Bayan Gandi’nin bakanları ve cumhurbaşkanı Fakruttin Bey ile yine iki ülke arasında güçlü bağların oluşması için çalışmalar yaptı.
Balıkesir'de Askerlik
Aynı yıl Balıkesir’de askerliğini yaptı. Askerlik yaparken başından şöyle bir olay geçmiştir:
Ankara'da Genelkurmay'da komutanlar beni Milli Savunma'ya çağırmışlardı. Uzun masa; komutanlar, başına beni oturtuyorlar, ‘Anlat bakalım atom bombası nasıl yaparız?’ diye soruyorlar. Ben de ‘Onun kolayı var, dağın tepesine bir çit çekersin, üstüne çok gizlidir, girmek yasak, atom bombası araştırma merkezi dersiniz, bir yerlerde bunu yazarlar ve dünyada itibarımız artar, zaten ötesine Amerika müsaade etmez.’ diyordum.
1976’da Japonya’ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerikan Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir. Meksika hükümeti tarafından yüksek bilim ödülü “Elena Moshinsky” ile ödüllendirildi. 1982-1988 yılları arasında Yale’da düzenlediği kimyanın matematik temelleri üzerine bir seminer dizisine çeşitli ülkelerden bilim insanlarını davet etti. Böylece ”matematiksel kimya” adında yeni bir dalın ortaya çıkmasına, J. Mathematical Chemistry dergisinin ve uluslararası kurultayların örgütlenmesine önayak oldu .İlk kurultayda açılış konuşmasını yaptı, derginin yayın kurulu üyesiydi.
1990'lı Yıllar
1991'de Kültür Bakanlığı’nın “Bilgi Çağı Ödülü”nü aldı. 1993’te merkezini Yale Üniversitesinden Türkiye’ye taşımaya karar verdi,Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümünde profesörlüğe atandı. ODTÜ’den de teklif gelmesine rağmen Türkçe olduğu için Yıldız Teknik’i seçtiğini söylemiştir. Yıldız Teknik Üniversitesinde çok sayıda öğrenciye kimya, matematik, moleküler biyoloji alanlarında doktora, lisans tezi yaptırdı. Bu arada Yale Üniversitesinde araştırma çalışmaları ve doktora öğrencileri ile meşgul olmaya devam etmiştir. 1996'da Türk-Kazak Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi oldu. 1999-2000 yıllarında Miami Üniversitesi Matematik Bölümü’ne ”yardımcı profesör” yapıldı. Halen Yale Üniversitesinde iki kürsü (fiziki kimya, moleküler biyokimya/ biyofizik) profesörü ve Kuramsal Fizik Merkezinin üyesi, Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümünde profesör. 2002 yılında Yıldız Teknik Üniversitesindeki görevinden emekliye ayrıldı. Almanya ve Japonya tarafından Nobel ödülüne aday gösterilmesi istenmiştir fakat bunu “Dinamiti bularak savaşlara sebep olan bir adamın ödülünü alamam.” diyerek reddetmiştir.

Türkiye’de bulunduğu dönemde çalışmalarını daha çok Türk ulusal kimliği ve Türk diliyle ilgili milliyetçi görüşlerini yaymaya adayan Sinanoğlu, birçok şehir ve üniversitede söyleşilerde bulunmuştur. Kendisine yöneltilen “Eğitimde kimi örnek alalım?” sorularına her zaman “Atatürk dönemindeki milli ve kültürümüze dayanan eğitim.” diyerek cevap vermiştir. 6 Mart 2012 tarihinde üniversitemizin Kimya ve Sanayi Kulübü tarafından düzenlenen ”her şey kimyadır” konulu söyleşisine de konuşmacı olarak davet edilmiştir. Yaptığı her konuşmada eğitim dilinin resmi dil olması gerektiğini ve yabancı dilin takviyeli olarak öğretilmesinin gerektiğini savunmuştur. Matematiksel yapısından dolayı Türkçenin en iyi bilim dili olduğunu söylemiştir. Yaşamı boyunca kuantum mekaniğine birçok katkıda bulunmuş bir bilim insanıdır. P.A.M. Dirac’in de üzerinde uğraştığı ancak çözümleyemediği bir problemi, kuantum mekaniğinde, Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri ile çözdü. Böylece kimya bilimini bu topolojik inceleme ile sağlam bir temele oturttu.
19 Nisan 2015 tarihinde hayata gözlerini yuman Oktay Sinanoğlu, Karacaahmet Mezarlığı'nda annesi Rüveyde Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin Afşar Aral'ın yanına defnedilmiştir.
Tüm akademik çalışmaları içinde en önemli 5 kuramı şöyledir:
- Many Electron Theory of Atoms and Molecules (1961) – Atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı
- Solvophobic Theory (1964) – Çözgeniter kuramı
- Network Theory (1974) – Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı
- Microthermodynamics (1981) – Mikrotermodinamik
- Valency Interaction Formula Theory (1983) – Değerlik kabuğu etkileşim kuramı
Yazarın Düşünceleri:
Elimden geldiğince size Prof.Dr.Oktay Sinanoğlu anlatmaya çalıştım, kendisi yukarıya yazamadığım birçok çalışmada bulunmuştur ve sayısız ödül kazanmıştır. Kendisinin adını çok önceden duymama rağmen konuşmalarını bu salgın döneminin başında izlemeye başladım, halen devam ediyorum ve her bireyin de izlemesini tavsiye ediyorum. Kendisine Türkiye’de hak ettiği değerin verilmediğini ve düşüncelerinin yeterince aktarılmadığını düşünerek (genellikle yerel kanallara çıkarılmıştır) size kendi gözlemlediğim bazı düşüncelerini ve sözlerini aktarmak istiyorum:
Bеni Amerikalılar profеsör yapmasaydı, Avrupalılar da Ruslar da profеsör yapardı. Niyе kеndimi borçlu hissеdеyim. Zatеn bеn еğitimimin yarısını tamamеn Türkçе dillе, Türkiyе’dе lisеyi bitirincеyе kadar aldım.Bu еğitimlе Amеrika’ya gidip üç sеnе birdеn atladım.Yani bеni yеtiştirеn Türkiyе’dir.
Öğrеncilеr, gеnçlеr! Atatürk’ün gеnçliğе hitabеsi iştе bu günlеr için yazılmıştı.Siz sömürgе еvlatları olmayacaksınız.Yabancı dillеri dе,ama öncе kеndi dilinizi,еdеbiyatınızı,tarihinizi iyi öğrеnеcеksiniz.
Ama mühеndis ama iş yönеticisi ama öğrеtmеn öncе kеndi dilini vе mеslеğini iyi bilmеli,yabancı dildеn araç olarak yararlanmalıdır.
Efendim, gönlü sağlam olmayan adamdan bilim adamı da çıkmaz.
Eğitimi sıfırladılar,kasıtlı olarak. Çünkü bir ülkeyi yok edeceksen önce eğitimini yok edeceksin. Eğitim vasıtasıyla dilini,kültürünü yok edeceksin,kimliğini,kişiliğini yok edeceksin.
Batı'da bilim, matematik; Descartes ile Newton ile başlamadı. Bunlar 1000 sene önce Türk İslâm âlimlerinin icat ettiği veya geliştirdiği gökbilim, matematik, kimya, ilmi simya gibi bilimlerle başladı.
Konuşurken İngilizce lâflar katmak övünülecek bir şey değil, ayıplanacak bir şey olmalıdır.
Türkiye'de tarım ve hayvancılığın yok edildiğini herkes biliyor. Yakında aç kalacağımızı, buğday ülkesi Türkiye'nin buğday ithal ettiğini herkes biliyor.
Hangi ülke kimin boyunduruğu altındaysa onun dili dünya dilidir. Mesela Cezayir’e göre Fransızca, Sovyetler Birliği’nden ayrılanlara göre Rusça, bize göre İngilizce’dir.
Biz Batı’ya falan da karşı değiliz.Biz; haysiyetsizliğe karşıyız, yamyamlığa, barbarlığa, hunharlığa, birtakım milletleri soykırımdan geçirip de ondan sonra bir de insan hakları edebiyatı yapanlara karşıyız.
Akla ne işle uğraşacağını gönül öğretir. Gönül gelişmezse akıl kötülüklerle uğraşır. Onun için düsturumuz bilim artı gönüldür.
Bir millet her nesilde yeniden doğar.
Kültür, Hakkari’de bale gösterisi yapmak değildir. Kültür, arada sırada konsere gidip hava atmak değildir. Çağdaşlık, Moda’nın ara sokaklarında köpek gezdirmek değildir.
Unutmayın! Başka hiçbir dil bilmeden sizi Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar götürecek tek bir dil vardır: Türkçe. Dilinize sahip çıkın! Türkiye’nin kurtuluşu, Türkçe’nin kurtuluşuna bağlıdır. Türkçe giderse ne Türkiye kalır ne Türk Dünyası ne de Türk!
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu
Bu cümleler kendisinin yazdığı kitaplardan ve yaptığı söyleşilerden alınmış olup bunun gibi birçok tespiti vardır.Bunları yazsam sayfalarca yer kaplar,bu yüzden yazdığı kitapları ve Emine Çaykara’nın “Türk Aynştaynı” kitabını okumanızı, yaptığı konuşmaların görüntülerini izlemenizi tavsiye ederim.
Son olarak yazdığı kitapların listesini de paylaşayım:
- Göçmen Hamamı
- 2050'ye 5 Kala Dünyanın 105 Yıllık Tarihi
- İlerisi için
- Türkçe Giderse Türkiye Gider
- Bye Bye Türkçe
- Büyük Uyanış
- Hedef Türkiye
- Ne Yapmalı / Yeniden Diriliş ve Kurtuluş İçin
- Yeni Bilim Ufukları 1
- Yeni Bilim Ufukları 2:Yeni Bir Matematik Kuramı ve Onunla Bazı Fizik Kimya İlkelerinin Bulunması
- Yeni Bilim Ufukları 3:Hayatın Örgüsü Elli Yıllık Biyolojinin Temellerini Sarsan Sorular
- Açıklamalı Fizik, Kimya, Matematik Ana Terimleri Sözlüğü
Kaynakça:
Sinanoglu, Oktay - Component of : Early Ideas in the History of Quantum Chemistry. (2021). Retrieved 13 February 2021, from http://www.quantum-chemistry-history.com/Sina_Dat/Public/CV.htm