“Mağdur değilim, kurban değilim, hayattayım.”

Burcu Çakmak (Marmara Tıp'25) yazdı.

“Mağdur değilim, kurban değilim, hayattayım.”

İçerik uyarısı: Bu metin şiddet anlatısı içermektedir. Bu, okurlar için tetikleyici olabilir.

Yaygınlığı ve sonuçları açısından önemi gittikçe artan bir konsept olarak karşımıza çıkan bir toplum sağlığı sorunu olan şiddet, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından

"fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz bırakılan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması ya da açma olasılığı bulunması durumu"

şeklinde tanımlanmaktadır (1). Nesilden nesile öğrenme ve model alma yolu ile aktarılan bu davranış biçimi seçilir ve denetlenebilir bir yapı göstermektedir (2,3).

Yani şiddet, yaygın bilinenin aksine, kontrol edilmesi mümkün olmayan ve irade dışı bir davranış biçimi değildir (2). WHO’nun 2002 senesine dair raporunda şiddetin en çok kadın ve çocuklara karşı uygulandığından ve bu uygulamanın çoğunlukla ev içinde gerçekleştiğinden bahsedilmektedir (4).

Şiddetin özgül bir formu olan cinsel şiddet ise bireyin onay dışı olarak tarif ettiği cinsel içerik taşıyan görsel, sözel ve dokunsal tavır ve tutumlar bütünü şeklinde tanımlanmaktadır (5). Uygulanan bu şiddet türünde cinsellik; tehdit, sindirme ve manipülasyon aracı olarak kullanılmaktadır (6). Şiddete maruz bırakılan kişiden bağımsız olarak insan hakkı ihlali ve bir suç olarak karşımıza çıkan cinsel şiddet, sonrasında neden olduğu sağlık sorunları nedeniyle hukuka dair bir problem olmasının yanı sıra, aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak ifade edilmektedir (6, 7). Bu davranış biçimine mahsus öğrenme; bizzat deneyimleme, tanık olma, çevre ilişkileri, aile ilişkileri, toplumsal cinsiyet rolleri ve medya gibi bileşenlerce gerçekleşmektedir (8).

Güden’in (2006) çalışması ve dilsel determinizm kuramı incelendiğinde kullanılan dilin ve düşüncenin karşılıklı, birbirini doğuran ve birbiri ile kuvvetle ilintili kavramlar olduğundan bahsedildiği görülür (18). Çetintaş ise dilin düşünceyi yansıtan bir ayna olmaktan ziyade düşünceye doğrudan şekil veren bir etmen olduğu görüşünü öne sürmektedir (9). Taranan akademik yazılarda genelde cinsel şiddete maruz bırakılan bireylere “victim, mağdur, kurban” şeklinde kavramların tayin edildiği görülmüştür. Dil ve düşünce arasındaki kuvvetli bağa istinaden; bu yazının devamında kişiyi güçsüzleştirme, mağdurlaştırma ve kişiye çaresizlik hissi verme potansiyeli taşıyan “mağdur, kurban” gibi kavramların yerine; kişinin şiddetten ve zorluktan kurtulduğuna, gerekli desteği alarak hayata tutunduğuna işaret eden, “survivor” nosyonunu karşılayan “hayatta kalan” kavramı kullanılmıştır. Yine “çocuk gelin” nosyonu yerine “zorla erken yaşta evlendirilme” kavramı ve şiddeti uygulayan için ise “saldırgan, sapık, pedofil” gibi nosyonlar yerine “fail” kavramı kullanılmıştır. Yazının devamında hayatta kalanı suçlayıcı, zayıflatıcı, utandırıcı söylemlerin kullanımından kaçınılmış; “cinsel şiddete uğrayan, maruz kalan” kullanımı “cinsel şiddete maruz bırakılan” şeklinde değiştirilmiştir (10).

Çalışmalar, cinsel şiddetin tanımı ve kapsamı konusunda bireylerin bilgi düzeyinin yeterli olmadığına işaret etmektedir. Özellikle evli bireylerin, cinsel şiddet kapsamına giren tutumları mensubu oldukları evlilik kurumunun bir parçası olarak görmeye ve maruz bırakıldıkları bu şiddetin bildiriminin yapılamayacak kadar mahrem olduğunu düşünmeye meyilli oldukları aktarılmaktadır (1). Doğru bilinen yanlışların mevcut olduğu bu şiddetin kapsamına giren davranış biçimleri aşağıda maddelenmiştir.

⎯ Aşırı kıskançlık veya şüphecilik,

⎯ Kişinin onayı olmaksızın yapılan sözlü veya elle sarkıntılık,

⎯ Kişinin onayı olmaksızın çift manalı söylemlerle cinsellik veya cinsel ilişki iması yapmak,

⎯ Kişiyi rahatsız edici şekilde bakış, konuşma, dokunma,

⎯ Kişinin onayı olmaksızın kamusal alanda sürtünme, yaklaşma, temas,

⎯ Kişiyi istem dışı her türlü cinsel içerikli küfüre, söyleme maruz bırakmak,

⎯ Erken yaşta zorla evlendirme,

⎯ Zorla evlendirme,

⎯ Erken yaşta gebelik,

⎯ Ensest,

⎯ Çocuğa yönelik cinsel istismar,

⎯ Araç olarak neyin kullanıldığı fark etmeksizin (duygusal baskı, kaba kuvvet vb.) kişiyi cinsel ilişkiye-temasa zorlamak,

⎯ Kişiyi çocuk doğurmaya zorlamak,

⎯ Kişiyi gebelik sonlandırmaya zorlamak,

⎯ Evlilik içi zorla cinsel ilişki,

⎯ Kişiyi fuhuşa zorlamak,

⎯ Tecavüz sonucu evlilik,

⎯ Kadın genital sakatlama,

⎯ Baskı altında seks işçiliği,

⎯ Kişiyi istemediği cinsel pozisyonlara zorlamak,

⎯ Kişiyi pornografik görüntüler izlemeye zorlamak,

⎯ Kişinin onayı olmaksızın cinsellik içeren görüntüler almak, yaymak, yaymakla tehdit etmek,

⎯ Kişinin cinselliği kendi zevkine yönelik yaşaması, cinsel partnerinin beklenti ve

ihtiyaçlarını görmezden gelmesi,

⎯ Cinsel olarak aldatma gibi tutumlar cinsel şiddet kapsamında değerlendirilen davranış biçimleridir (6, 8, 11, 12, 13).

Kişin onayı olmaksızın maruz bırakıldığı her türlü cinsel içerik taşıyan davranış modeli cinsel şiddet olarak değerlendirilmektedir ve bu altı çizildiği üzere ciddi bir insan hakkı ihlalidir. Cinsel şiddete dair davranış biçimleri Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) cinsel saldırı, cinsel taciz ve nitelikli cinsel saldırı şeklinde ifade edilmekte ve bu kapsamda cezai işlem uygulanmaktadır (6).

Yaygın bilinenin aksine; cinsel şiddet failleri hayatta kalanın bilmediği, tanımadığı birinden ziyade çoğunlukla kişinin tanıdığı, bildiği ve hatta güvendiği kişiler olarak karşımıza çıkmaktadır (1). Yine doğru bilinen yanlış olması olası bir durum ise cinsel şiddetin ana güdüsünün cinsellik olduğuna dair yanılgıdır (6). Toplumda özellikle erkeklerin cinsel dürtülerini kontrol edemediği ve şiddete maruz bırakılan insanların failin cinsel dürtülerini uyandırmaktan sorumlu olduğuna yönelik bakış açısının bu yanlış algıya zemin oluşturduğu düşünülmektedir (11). Oysaki cinsel şiddette ana güdü öfke, nefret, güç arayışı ve kontrol etme isteği şeklinde ifade edilmektedir (6). Bu davranış modelinde öğrenme ise toplumun bireylere atadığı cinsiyet rolleri bağlamında incelenmektedir. Erkek egemenliğinin öne çıkarılması; cinsiyet kimliklerine büyük, güçlü ve karşılanması olası olmayan rollerin atfedilmesine neden olabilmektedir. Failler, bu patriarkal sistemin içinde var olma, kabul görme, kendisine atfedilen rollere layık olma, güçlü olduğunu ve kontrolün elinde olduğunu ispatlama güdüsüyle kişileri şiddete maruz bırakabilmekte ve şiddet inşası gerçekleşebilmektedir (2).

Daha önce de aktarıldığı üzere, kişilerin bu şiddet türünün tanımı ve kapsamı noktasındaki bilgi düzeyinin yetersiz oluşu, mesela çoğunlukla bu şiddetin penetrasyondan ibaret olduğu yanılgısı söz konusu şiddetin yaygınlığını ölçmeye yönelik çalışmaların bulgularını etkilemektedir. Öte yandan cinselliğe yönelik mit ve önyargıların mevcut oluşu, hayatta kalanın maruz bırakıldığı şiddetten ötürü utanç ve suçluluk duyması, şiddetin bildirimini yapsa dahi kendisine inanılmayacağına kanaat getirmesi gibi durumlar da cinsel şiddetin yaygınlığına dair sağlıklı veriler elde edilmesini önlemektedir.

WHO’nun Şiddet ve Sağlık Dünya Raporu’nda (2002) her dört kadından birinin yakın partneri tarafından cinsel şiddete maruz bırakıldığı aktarılmıştır. Yine aynı raporda dünya genelinde kadınların %47’sinin ve her üç adolesan kızdan birinin ilk cinsel ilişkilerinin zorla gerçekleştiğini ifade ettiklerinden bahsedilmektedir (11). İlkkaracan’ın (2001) üç grup halinde 150 evli çiftle yürüttüğü çalışmaya göre evli kadınların %51,9’unun fiziksel şiddetin yanı sıra cinsel şiddete maruz bırakılmıştır (3). Ülkemizde kadına yönelik cinsel şiddeti konu baz alan Kar ve Özdemir’in (2018) çalışmasında 15 yaş üstü kız çocuğu ve kadınların cinsel şiddete maruz bırakılma oranı %7,2 şeklinde tespit edilmiştir (5). Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü’nce yürütülen araştırmada kadınların %15’inin cinsel şiddete maruz bırakıldığı ve bir başka çalışmada Türkiye’de kadınların %26’sının 18 yaşından önce evlendirilmiş olduğu aktarılmaktadır (6,14). Bunun yanında Amerika’daki beş kadından birinin zorla cinsel ilişkiye maruz bırakıldığını, neredeyse her iki kadından birinin (%43,9) zorla cinsel ilişki dışında kalan cinsel şiddet davranış biçimlerine maruz bırakıldığı ve erkeklerin de %23,4’ünün cinsel şiddete maruz bırakıldığını aktaran çalışmadan da anlaşılacağı üzere bu konsept evrensel bir nitelik taşımaktadır (7).

Aynı zamanda günümüzde dünyanın çeşitli ülkelerinde kadın sünneti işlemine maruz bırakılmış 200 milyondan fazla insanın yaşıyor olması, Çin’de zorla jinekolojik muayenenin ve zorla gebelik sonlandırmanın yapılıyor olması, Zimbabve’de biri öldürüldüğünde o kişinin başka bedende yeniden doğabilmesi için cinayetin failinin ailesinden bir adolesan kız çocuğunun çocuk doğurması için öldürülen kişinin babası veya erkek kardeşinin çocuğu cinsel istismara maruz bırakmasını içeren “ngozi” geleneğinin var olması, yine evli bir kadın yaşamını yitirdiğinde evli olmayan kız kardeşin ölen kişinin yerine geçmek zorunda olmasına karşılık gelen “chimutsa mapfiwa” geleneğinin varlığı, etnik temizleme amacıyla Yugoslavya’nın cinsel şiddeti savaşlarda bir araç olarak kullanması gibi örnekler cinsel şiddetin ne denli küresel bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıktığını gösterir niteliktedir (5, 11).

Her kesimden, her yaştan, her cinsiyet kimliğinden ve her cinsel yönelimden insan cinsel şiddete maruz bırakılabilir. Cinsel şiddete maruz bırakılan insanlar, fiziksel şiddete maruz bırakılan insanlara göre sağlık problemi yaşama noktasında daha büyük risk altındadır (11). Cinsel şiddetin bu şiddetten hayatta kalanların bedensel, ruhsal ve sosyal iyi olma halini baltalar bir bağlamda akut ve kronik etkileri mevcuttur (6, 11). Maruz bırakılan davranış biçiminin karakteristiği, bu durumu hayatta kalanın algılayış ve yorumlayış şekli, hayatta kalanın şiddet sonrası çevresinden aldığı destek gibi faktörler şiddet sonrası deneyimlenmesi olası sağlık sorunlarında belirleyici rol oynar. Yani bu çok yönlü şiddet sonrası fiziksel ve ruhsal etkiler çeşitli ve hayatta kalana özgü bir nitelik göstermektedir (6).

Cinsel şiddet çeşitli fiziksel sağlık sorunlarına zemin oluşturabilmektedir (11).

Cinsel şiddet:

⎯ Doğum kilosu düşük bebek dünyaya getirme,

⎯ Obezite,

⎯ Diyabet,

⎯ Gebelik esnasında vajinal kanama riskinde artış,

⎯ Kronik pelvik acı,

⎯ Fibroid oluşumu,

⎯ Genital irritasyon,

⎯ Vajinal enfeksiyon,

⎯ Düşük cinsel istek,

⎯ Cinsel ilişkilenme esnasında acı,

⎯ Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar,

⎯ Otoimmün hastalıklar,

⎯ Kronik inflamasyonlar,

⎯ İmmün sistemde fonksiyon bozuklukları,

⎯ Gastrointestinal bozukluklar,

⎯ İdrar yoları enfeksiyonu gibi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir (6, 7, 11).

Öte yandan cinsel şiddetin ruhsal ve sosyal iyi olma hali üzerindeki etkileri; fiziksel sağlık üzerinde olduğu kadar, hatta belki daha ciddi seyredebilmektedir (11). Cinsel şiddetin kapsadığı davranış biçimlerinin kişide trafik kazaları ve doğal afetlerden daha ciddi ruhsal sorunlara neden olması ve TCK’da cinsel saldırı suçunda cezanın belirlenmesinde hayatta kalanın şiddet sonrası ruhsal değerlendirmesinin önem arz etmesi bu durumu kanıtlar niteliktedir (5).

Cinsel şiddet:

⎯ Özkıyım düşünce ve davranışlarında artma (yakın partner tarafından maruz bırakılan cinsel şiddet sonucu özkıyım düşüncesinin 6-9 kat arttığı görülmüştür. (15)),

⎯ Depresyon,

⎯ Sosyal fobi,

⎯ Baş etme becerilerinde gerileme, yoğun düş kırıklığı,

⎯ Kronik psikolojik stres,

⎯ Anksiyete bozukluğu,

⎯ Madde kötüye kullanımı,

⎯ Tütün ve tütün ürünleri kullanımı,

⎯ Post-travmatik stres bozukluğu,

⎯ Agresiflik, hırsızlık ve okulu asma gibi davranış bozuklukları gösterme,

⎯ Çocukluk ve ergenlik döneminde maruz bırakıldığı takdirde kimlik gelişiminde aksama,

⎯ Okul başarısında düşme, eğitimi bırakma (Bir çalışmada istismara maruz bırakılan

çocukların %60,8’inin okul başarısının kötü olduğu, %47,8’inin de eğitimine devam

etmediği saptanmıştır (15)),

⎯ Kronik baş ağrıları, uyku sorunları ve halsizlik gibi psikosomatik rahatsızlıklar,

⎯ Kaçınma davranışlarında artış (travmatik olaylara dair bellek boşlukları ve anamneziler gibi),

⎯ Sosyal ilişkilenme ve ilişkilenmeyi sürdürebilmede sorun yaşama, ilişki kurmaktan

kaçınma veya aksine aşırı yakınlık talep eden kontrol edici ilişkilenmeler gösterme (6),

⎯ Obsesif-kompulsif bozukluk,

⎯ Reviktimizasyon (yeniden mağduriyet) kavramı ile tanımlandığı üzere hayatta kalanda şiddet gördüğü tipte ilişkilenme modeline meyilli olma ve yineleyen bir şekilde şiddete maruz bırakılma (Bir çalışmada çocukluk çağında cinsel istismara uğratılan insanların uğratılmayan insanlara oranla iki kat daha fazla cinsel şiddet riski altında olduğu saptanmış. (6)),

⎯ Kişinin kendinde cinselliği üzerinde kontrol hakkı görmemesi, rastgele partner seçimine yatkın olması,

⎯ Cinsel ilişkilenmede modern korunma yöntemlerini daha az tercih etme (Kişi korunma yöntemleri kullanırsa partnerinin ona güvenmeyeceğini düşündüğünden ya da başka cinsel partnerleri olduğunu düşüneceğinden endişe ettiği için korunma yöntemlerinden kaçınabilir.),

⎯ Cinsel işlev bozuklukları,

⎯ Yineleyen riskli cinsel ilişkilenmeye meyilli olma,

⎯ Bilişsel bozukluklar (düşük özgüven ve benlik saygısında azalama, olumsuz benlik algısı, dünyayı kötü bir yer olarak görme, kronik güçsüzlük ve umutsuzluk hissi),

⎯ Anoreksiya nervoza ve bulimiya nervoza gibi yeme bozuklukları,

⎯ Kişinin kendini yaralaması (Literatürde self-mütilasyon şeklinde geçen bu davranış

modelinde hayatta kalan suçluluk, utanç, ihanete uğramış hissi, değersizlik hissi duyduğu takdirde suçu ve öfkeyi içselleştirmek suretiyle şiddetin, yaşadıklarının sorumlusunun kendisi olduğunu düşünebilmektedir. Hayatta kalan öz-suçlama yapabilir ve bunun sonucunda kendine cezalandırma yöntemi olarak kendini yaralama veya yaralamayı hayal etme gibi tavır ve tutumlar gösterebilmektedir (16)),

gibi ruhsal ve sosyal sağlık sorunlarına yol açabilmektedir (6, 7, 11, 15, 16).

Cinsel şiddet olgularında psikolojik değerlendirmeyi konu alan bir çalışmaya göre cinsel şiddetten hayatta kalanların pek çoğu şiddet sonrasında bildirimini yapmamakta ve herhangi bir kuruma başvurmamaktadır. Sağlık kurumuna başvuranların ise yalnızca yarısı sağlık çalışanlarına şiddete maruz bırakıldıklarını söylemektedir. Yani, hayatta kalanların çoğu mevcut ve gerekli hizmetlerden faydalanmaktan kaçınmaktadır. Gerekli kurumlara başvuran hayatta kalanlar ise farklı sorunlarla karşılaşabilmektedir. Kurumlarda kişiler kendilerini suçlu hissettiren, şüphede bırakan tutumlara maruz bırakılabilmektedir. Bu durum “ikincil mağduriyet” şeklinde isimlendirilmektedir. Hukuki hizmet alırken hayatta kalanın şiddeti rapor etmemesinin desteklenmesi, şiddet esnasında kıyafetlerinin nasıl olduğunun sorgulanması gibi tutumlar ikincil mağduriyete örnek davranış modelleridir. Sağlık hizmeti alırken ise maruz bırakılan şiddet kaynaklı bulaş riski olan cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar ve gebelik riski hakkında hayatta kalanı yeterince aydınlatmamak, hayatta kalan ile aceleci ve dikkatsiz ilgilenmek, ilaç, uyuşturucu ve alkol kullanımını sorgulamak ikincil mağduriyete yol açan davranış biçimleri olarak değerlendirilir. İkincil mağduriyet hayatta kalanın yaşadıklarının üstüne eklenen, şiddetten iyileşme sürecini zorlaştıran negatif bir deneyim olarak kendini gösterir (6, 11).

Cinsel şiddet, çeşitli sosyal, kültürel ve ekonomik faktörlerce yönetilen; her yıl milyonlarca insanı etkileyen, yaşam kaybına yol açabilen ve hayatta kalanların iyi olma hali üzerinde yıkıcı etkileri mevcut olan ciddi bir küresel halk sağlığı sorunudur (11). Bir insanlık ayıbı şeklinde nitelendirilen cinsel şiddetin önüne geçmek, onunla mücadele etmek ancak toplum yapısı içindeki sorunlu noktaların tespiti, vurgulanması ve çözümü üzerine yetkili kurumlarca faaliyetlerin yürütülmesi ile mümkün olacaktır (11, 17).

Amacın kullanılan araçtan farklı olmadığı görüşü kapsamında önüne geçilmediği, dur denmediği müddetçe şiddetin şiddeti doğurmaya devam edecek olması temel bir gerçektir. Aktarıldığı ve altı ısrarla tekrar çizildiği üzere bu insan hakkı ihlaline maruz bırakılanların, cinsel şiddetten hayatta kalanların deneyimledikleri süreç çeşitlilik göstermekle birlikte kişiyi örseleyici bir karakterde seyretmeye meyillidir. Şiddetin sorumlusunun fail olduğunun ve bunun bir bahanesinin olmadığının bilincinde olmak, fail aklamamak, hayatta kalana inanmak, hayatta kalan müsaade ettiği müddetçe onun yanında olmak şiddetten iyileşme sürecinin seyri konusunda büyük önem taşımaktadır.

Yanlız değilim. Hayatta kalana inanıyorum. Hayatta kalanın eşlikçisiyim. Hayatta kalanı değil, şiddet failini suçluyorum. Şiddetten iyileşmenin mümkün olduğunu biliyorum. Senin, benim, bizim birbirimizin çaresi olduğumuz bu hayatta şiddetten iyileşiyorum.

Kaynakça:

1. http://eskidergi.cumhuriyet.edu.tr/makale/1104.pdf

2. https://cins.ankara.edu.tr/16_1.pdf

3. https://dusunenadamdergisi.com.tr/storage/upload/pdfs/1586440615-en.pdf

4. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/274326

5. http://www.turkiyeklinikleri.com/article/tr-kadina-yonelik-cinsel-siddet-81429.html

6. http://www.turkiyeklinikleri.com/article/tr-cinsel-siddet-olgularina-psikolojik-yaklasim-ve-degerlendirilmesi-75779.html

7. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4638240/

8. https://dergipark.org.tr/tr/pub/aemj/issue/36592/369098

9. ÇETİNTAŞ, M. DİL FELSEFESİ AÇISINDAN FANATİZM VE AYRIMCILIK.

10. https://cinselsiddetlemucadele.org/2016/06/26/kavram-tartismalari-1/

11.https://www.who.int/violence_injury_prevention/violence/global_campaign/en/chap6.pdf

12. https://morcati.org.tr/yayinlarimiz/brosurler/185-cinsel-siddeti-dile-getirmek-guc-ama-mumkun/

13. https://www.zanzu.be/tr/cinsel-%C5%9Fiddet-nedir

14. http://www.hips.hacettepe.edu.tr/KKSA-TRAnaRaporKitap26Mart.pdf sy:9

15. https://www.bibliomed.org/mnsfulltext/91/apd_17_03_11.pdf?1598792204

16. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/3578606/

17. https://www.nevzattarhan.com/prof-dr-nevzat-tarhan-her-yonuyle-siddeti-degerlendidi.html

18. http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/41950.pdf