Kendimizi Yanlış Seviyoruz
Can Ulu (Marmara Tıp'25) yazdı.

Özellikle kişisel gelişimin tüm dünyada gitgide daha fazla ilgi toplamasıyla birlikte Instagram'dan Twitter'a, Youtube'dan tüm popüler medya platformlarına herkes sürekli bireyin kendisini sevmesinin ne kadar elzem olduğundan, kendisini ''kusurlarıyla'' ve ''olduğu gibi'' kabul etmesinin olmazsa olmazlığından bıkmadan usanmadan bahsediyor. Bunun hayatımızı daha iyi yapacağını ve çevremizle olan iletişimimizin değişeceğini söylüyorlar. Veya en yakın arkadaşlarımızın zevkini test ederken kendini gerçekten de kusurlarıyla kabul etmiş gibi görünen şu veya bu çocuğun ya da kızın ne kadar seksi olduğundan kendimiz de bahsediyoruz. Peki ya gerçekten bu kadar mı?
Ben bu kadar olduğuna inanmıyorum. İnsanlara ve en önemlisi de kendimize bunu her söylediğimizde bunun anlamı, o görmeyi çok istediğimiz kaleyi görmek için Doğu Ekspresi'ne tek başımıza binmemiz gerektiği veya alışverişe tek başımıza çıkmak zorunda olduğumuz haline geliyor. İlk başta bunlar kendini sevme süreciyle alakasız gelebilir ancak konunun detayına indiğimizde aslında savunulanın kendimizle baş başa kalmadığımız sürece kendimizden zevk alamayacağımız olduğu görülüyor.
Hele ki konu vücutlarımız olduğu zaman bu insanlar bir şekilde vücutlarımız üzerinde bizden daha fazla hakka sahipmiş gibi önerilerde bulunuyorlar. Örneğin karantina sürecinde birkaç kilo fazlan mı oldu? Vermek gibi bir saçmalığa asla bulaşmamalısın. Yeni senin birkaç kilo fazlası var ve buyur şimdi sıra kendini sevmekte. Ya da sivilcelerin bir türlü bitmiyor mu? Boş ver o en sonunda karaciğer yağlanması olduğu ortaya çıkan arkadaşını. Yeni senin vücudunu sivilceler ele geçiriyor ve sen busun, al sev şimdi kendini.
Bunun gibi bir sürü örnek sıralanabilir ancak asla ardı arkası kesilmez. Çünkü kendimize değer vermeyi öğrenirken aslında kendimizden nefret etmeyi öğreniyoruz. Nihayetinde artık bize bol gelen pantolonlar bizi sıktığında veya sivilceler yüzümüzde ve vücudumuzda izler bırakıp gittiğinde kendimizi tanıyamaz oluyoruz. Ve bir durup düşündüğümüzde bunun kendimizi sevmenin bir bedeli olduğu aklımıza bile gelmiyor. Onun yerine kendimize bunu yapmamıza izin verdiğimiz için yine kendimize onca kızıyoruz.
Gel gör ki çevremize bundan bahsetmeye de çekiniyoruz. Çünkü herkes bu kusurlu halini bile sevebilme muhabbetine o kadar fikse olmuş durumda ki başka birine bunun mantıksız olabileceğini söylediğimizde bize beysbol sopalarıyla çat pat girişmelerinden korkuyoruz. Öyle ki kendini sevmek zamanla oldukça yanlış anlaşılmış ve abartılmış bir terane durumunda bugün.
Bunun sebebi televizyon dizilerinde ve sinemalarda sürekli karşımıza çıkan ''Ben de böyleyim, ne yapayım ki?'' muhabbetini bize kakalamaya çalışmaları olabilir. Üstelik birlikte olduğu kişiyi aldatan karakterleri, hırsızları, tacizcileri ve daha pek çoklarını bu şekilde masumlaştırıyorlar. Uzun vadede kimse bunun nelere yol açabileceğinden haberdar değilmiş gibi davranıyor.
Oysa bu yaklaşım bizi sadece kendi konfor alanımıza hapseden ve bizi orada biz fark etmeden çürümeye terk eden bir yaklaşım. Sonuç olarak kendini sevmek harikadır ama değiştirebileceğimiz veya törpüleyebileceğimiz kusurlarımızı kabul edip bu konuda hiçbir şey yapmamanın kendini sevmek olduğunu sanmak, durumu sürekli daha kötü hale getirebilecek bir bahaneden ibaret. Eğer istemediğimiz birkaç kilo aldıysak durmayıp daha fazla almadan verebilmeliyiz. Cildimizden memnun değilsek en kısa zamanda cildiyeye başvurmaya teşvik edilmeliyiz. Burnumuzdan hoşlanmıyorsak plastiğe yalnızca ''plastik kadınların'' gittiği algısını bir kenara bırakıp kimseden çekinmeden gidebilmeyiz. Eğer sağlıklı yaşamak için vegan olmak ve bir spor merkezine kaydolmak istiyorsak çünkü kendimizle o zaman daha fazla memnun olacaksak istediğimiz anda yapabilmeliyiz. Veya kişiliğimizde bizi rahatsız eden bir durum varsa bunu değiştirmek için çabalayabilmeliyiz çünkü bu ''sevecen'' insanların haklı oldukları bir nokta var ki o da bunun bizim hayatımız olduğu ve her türlü sonuçla yaşayacak olanların biz olduğumuz. İşte tam bu yüzden bugün müdahale etmediğimiz her türlü parçamız yarın kabullenmek veya hakkında düşünmek istemeyeceğimiz ve bize ait olmayan parçalara dönüşmeden harekete geçmekten çekinmemeliyiz.