Her Güne Bir Çığ
Elif Başak Alço (Marmara Tıp'25) yazdı.

Bir dergide çalışan üç yakın arkadaşın hayatını konu alan “The Bold Type” isimli diziyi açmış kayıtsızca izliyordum. Acayip klasik Amerikan dizisi, genç kadınlar, arada hoşuma giden feminist dokunuşlar, editörlük, yazarlık derken bir şey beni rahatsız etti. Panik halinde tavanı izlemeye başladığım o anda geçmiş yılın tüm hayal kırıklıkları vücudumu sarmalamaya başladı. İzlediğim diziye pandemi hiç uğramamıştı, belki henüz uğramadı, izlemeye devam etmedim dolayısıyla çok az spoiler verebileceğim.
Normalde yazılarımda metaforla kendimden bir şeyler katarım ama bu sefer buna hiç ihtiyacım yok. Linkinde bulunduğunuz dergiyi kurarken yalnızca kurma aşamasının çevrim içi yürütüleceğini düşünüyordum, bana kalsa Eylül 2020’de tekrar okula gidebiliyor, dergiyi arkadaşlarımla yüz yüze konuşarak çıkartabiliyor olacaktık, dergi çıktığında arkadaşlarımla kutlama yemeğine gidebilecektik veya herhangi bir öğrencinin dergiye verdiği tepkiyi emojiler yoluyla değil gerçek insan davranışıyla öğrenebilecektik. İzlediğim bu dizide ise her şey bir ofis ortamında bana artık çok yabancı gelen kalabalıklar içerisinde gerçekleşiyordu. Normal gibi karşılamaya çalıştığım tüm hayal kırıklıkları bir anda vücudumu sarmaladı.
Farkındayım ki benim kayıplarım çok büyük değil, birçok insana kıyasla şanslı bir yıl geçirdim. Ben bu kadar küçük şeylerden böylesine etkilenirken yakınlarını kaybetmiş kişilerin yaşadıklarını tahmin etmem çok zor. Ben sadece kendi yaşadığımı biliyorum; ve bundan emin olabilirsiniz, korkunçtu.
Bu süreci beraber geçirdiğim arkadaş tercihlerim kötüydü; denize düşünce yılana sarılan birisi olmuştum. Beni anladığını düşündüğüm arkadaşlarımdan uzaktım, yalnız kalmıştım. Seremonileri kaçırmış hayal kırıklıklarında boğulmuştum. Belki de en kötüsü tüm bunların üzerine düşünmemeyi tercih etmiştim. Tabii ki pandemi devam ediyor, Türkiye’de hala ilk aşamanın aşılanması yapılmaya çalışılıyor ve hala önlem almaya devam ediyoruz; fakat değişen bir şey var, o da tüm klişesiyle benim.
Evde oturduğum dönemde şahane şeyler başardım. Materyal şeyleri bir kenara bırakacak olursak daha sabırlı biri oldum. Sıra beklemekten hiç hoşlanmadığımı hatırlıyorum, artık on dakika boyunca internetin çekmeye çalışmasını izleyerek bekleyebilirim. Sevgilimin olmadığı bir dakikam olmamıştı, bu sene tek başıma olmanın bana ne kadar iyi geldiğini fark ettim. Telefonda konuşurken utanırdım, mırıldanırdım, artık yüz yüzeden daha iyi kendimi ifade edebildiğimi düşünüyorum. Bu olumlu şeyler belki yaşımla gelecekti, belki deneyimlerim her türlü beni şimdi olduğum kişiye dönüştürecekti, bilemiyorum.
Ancak geçirdiğim yılın benim üzerimdeki en büyük etkisinin telaş olduğunu düşünüyorum. Geçtiğimiz yıla kadar çoğu şey benim için belirliydi, yaşadığım en büyük stres sanırım üniversite sınavıydı. Kalan şeyler için ben çoktan planlar yapardım. Ama bizim kontrolümüzde olmayan şeyler yaşanırken plan yapmak çok zor.
Bu kontrolsüzlük ve belirsizlik stresiyle başa çıkabilmek için daha çok uyudum, daha çok içki içtim ve tekrar depresyonun dibine düşeceğim için daha çok korktum. Lise hayatımın çoğunda depresyon en yakın arkadaşlarımdan biriydi ve kendimle baş başa kalma sürem arttıkça bu arkadaşımın tekrar yakınlaşacağın endişeliydim. Tabii ki daha zor günler oldu, yine de endişelendiğim kadar zor olmadığına seviniyorum. Belki de karantinaya girerken bu endişeyi taşıyor olmasaydım ve kendime daha çok dikkat etmeseydim yine eski halime dönerdim, bunu da bilemiyorum. Belirlemesi oldukça zor çünkü bunun kontrollü deneyini yapmak da çok zor.
Sosyal medyanın artık kendimize dikkat etmemiz için mesajlar içermesine çok seviniyorum. Bunun hepimizi bir saniyeliğine bile olsa kendimiz hakkında düşünmemizi sağladığını fark ediyorum ve ortak gündemlerden birinin akıl sağlığı olması rahatlatıcı. Diplomamı alınca üstünde çalışmam gerekecek daha az alan kalıyor.
Yazının başından beri bahsettiğim belirsizlik hissi öncelikle yazın Avrupa’da yapmayı planladığım stajlarda görünür oldu. Gidip gidemeyeceğim belli değildi ve diplomasi izin verse bile gitmemin mantıklı olmayacağına dair haklı endişelerim vardı. Bunun yanında kafede oturup saatlerce bir şeyler okuyan biriyken artık bunu yapmam mümkün olmuyordu ve eski normalime ne zaman dönebileceğim de belli değildi. Ekşi mayalı ekmek ve evde spor popülerliğinin arttığı dönemde ben de hayatımın kontrolden çıkmaya başladığını ve yaşıtlarıma göre gelişimimde geri kaldığımdan endişeleniyordum. Bunu terapistimle paylaştığımda hayatımı kontrol etme güdümün ne kadar baskın olduğunu fark ettim ve onun konuya yaklaşımının bana oldukça faydalı olduğunu düşünüyorum.
Terapistimin bakış açısıyla düşündüğümüzde pandemi aslında bir yıl boyunca her gün çığ düşmesine benzetilebilir. Hayatımızın içerisine bir çığ düştü fakat biz hala gündelik hayatlarımıza devam edebileceğimizi sandık, izole olmanın bizi kötü etkilemeyeceğini ve bunu kontrol edebileceğimizi düşündük. Oysa gerçekten çığ felaketiyle karşılaşmış olsak günlerimizin belirsiz geçeceği gerçeğiyle daha kolay yüzleşirdik ancak hazırlık yapmak neredeyse imkansız olurdu. Bizimse çığın Çin’den gelişini izlerken hazırlanmamız mümkün oldu.
Şimdi kafeler açıldı, bazı kongreler zaten hiç bitmemişti ve olduğu gibi devam ediyor, kalabalık sokaklar kendini göstermeye başladı. Ve ben şahsen alıştığım bu düzenden çıkmak istemiyorum. Okula tekrar gitmeyi aylardır her şeyden çok istiyorum, ama tekrar düzen değiştirmek istemiyorum, siz istiyor musunuz? Yeni tanıştığım insanlarla uzaktan selamlaşmayı sevmeye başladım, sarılmak istemiyorum ve artık güneş ışığında görünür olan bıyıklarım hakkında endişelenmeme gerek yok çünkü maske takıyorum! Bıyıklarımı almak benim için büyük bir problem değildi elbette ama demeye çalıştığım hayatımda yine kontrolüme alabildiğim noktalar var ve ben bunların değişmesine hazır değilim. Belirsizliğin belirli olduğu hayatıma alışmaya başladım sanırım.
Gelecekte bu günlere dönüp baktığımda vay be evde oturmuşum tüm sene deyip böylesine zorlanmış olmama güleceğimi tahmin ediyorum. Sosyal medyada torunlarımıza nasıl evde oturduğumuzu anlattığımızı illüstre eden meme’lere rastlayıp halimize gülüyorum. Hala keşfetmediğim hislerim var pandemiyle alakalı, yine de kontrol etme güdümle beni bu kadar yakından tanıştırdığı için memnunum. Pandeminin birinci yıl dönümü kutlu olsun.