Glukoz-6-Fosfat Dehidrogenaz Eksikliği

Eren Şahin yazdı.

Glukoz-6-Fosfat Dehidrogenaz Eksikliği

Glukoz-6-Fosfat Dehidrogenaz Enzimi Eksikliği Nedir?

Glukoz-6-fosfat dehidrogenaz enzimi eksikliği, X kromozomuna bağlı çekinik kalıtım gösteren bir enzim hastalığıdır. Temel anlamda, eritrositlerin prematüre hemolizine neden olur. Dolayısıyla kırmızı kan hücrelerinin yıkılmasıyla hemolitik anemi durumu oluşur. Eritrosit üretiminin hızı, yıkımının hızına yetişemez ve kansızlık meydana gelir. Hemolitik anemi; bazı ilaçlar (sıtma hastalığında kullanılan antibiyotikler gibi), viral enfeksiyonlar, bakla bitkisini yemek ve bakla polenini solumak gibi etkenler ile tetiklenebilir (1).

Bu Durum Ne Sıklıkla Görülür?

Tüm dünyada yaygın olarak görülür. Erkeklerde daha yaygındır, bunun nedeni ise kalıtım deseninin X kromozomuna bağlı çekinik olmasıdır. Toplamda yaklaşık 400 milyon kişinin etkilendiği tahmin edilmektedir (1). Dünya üzerinde görülme sıklığının en yüksek olduğu bölgeler Afrika, Asya ve Akdeniz bölgeleridir (2,22). Bu bölgeler çoğunlukla sıtma hastalığının sık görüldüğü bölgeler ile örtüşmektedir. Sıtmada kullanılan antibiyotikler nedeniyle hastalar belirti gösterir. Bu enzimin eksikliği bazı durumlarda yaşamı olumlu yönde etkileyen mutasyonlar arasına girebilir. Tıpkı orak hücreli anemide olduğu gibi sıtma da dolaşımda üreyecek hücre bulmakta zorlanır ve sıtmaya yakalanma riski azalır. Hastaların P. Falciparum sıtmasına dirençli olmalarına neden olur. P. Falciparum sıtmasının görüldüğü nadir bölgelerde (Afrika kıtasındaki kimi bölgeler) bu hastalığın da sık görülmesinin bir rastlantı olmadığı, mutasyonun plazmodyumlara karşı dayanıklılık kazandırdığı ileri sürülmüştür (3).

Glukoz-6-Fosfat Dehidrogenaz Enziminin Görevi Nedir?

Glukoz-6-fosfat dehidrogenaz enzimi (G6PD) pentoz fosfat yolunun ilk basamağında görev alan enzimdir. G6PD çoğunlukla sitoplazmada; ayrıca peroksizom, endoplazmik retikulum, lizozom, kloroplast ve mitokondri gibi çeşitli organellerde de bulunmaktadır (13). Pentoz fosfat yolu vücutta antioksidanların işlenmesi ve biyosentez reaksiyonları için önemlidir. DNA ve RNA sentezi için gerekli olan riboz-5-fosfat, biyosentezde kullanılan NADPH, vitaminlerin ve aromatik amino asitlerin sentezi için gerekli olan eritroz-4-fosfat, bakterilerde hücre duvarının yapısında bulunan sedoheptuloz-7-fosfat gibi moleküller üretilir. NADPH (Nikotinamid Adenin Dinükleotit Fosfat); yağ asidi ve kolesterol sentezinde, L-askorbik asit ve nitrik oksit üretilmesinde, glutatyonun indirgenmesinde, ilaçların ve yabancı maddelerin detoksifikasyonunda, peroksitlerin indirgenmesinde rol alır (4,5). Eritrositler ve kornea hücreleri oksijen ile direkt temas halindedir ve bu temas reaktif oksijen türlerinin oluşumunu kolaylaştırır. Hasarı önlemek için bu hücreler NADPH molekülü kullanarak oksidatif stresi azaltır (6). Pentoz fosfat yolunun oksidatif fazında glukoz-6-fosfat, G6PD enzimi ile 6-fosfoglukono-δ-lakton'a çevrilir. Bu esnada NADP+ de NADPH’ye indirgenir. Oluşan 6-fosfoglukono-δ-lakton kararsız bir moleküldür (7). İnsanlarda, Plasmodium falciparum ve Plasmodium berghei sıtmalarında, glukoz-6-fosfat dehidrogenaz ve 6-fosfoglukonolaktonaz enzim aktiviteleri gözlenir. Bu iki sıtma türünde iki enzimin de aktivitesini yerine getiren çift fonksiyonlu bir enzim bulunur (8). Bu çift fonksiyonlu enzim sıtma karşıtı ilaçlar için bir hedef olmuştur, antimalaryal ilaçlar bu enzimin inhibitörüdür (9).

Glutatyon nedir? Ne işe yarar?

Glutatyon molekülü bitkilerde, hayvanlarda, mantarlarda ve prokaryotlarda bulunan bir antioksidandır. Hücreye zarar veren reaktif oksijen türlerine (ROS: Reactive Oxygen Species) karşı koruma sağlar. İki formda bulunabilir: İndirgenmiş (GSH) ve yükseltgenmiş (GS-SG) (10).

Blog Image

Görsel 1: Glutatyon molekülünün yapısı. Sistein (SH)sayesinde indirgenebilir ve yükseltgenebilir (11).

Bu reaktif oksijen türleri serbest radikaller, mitokondride oluşan serbest oksijen, ağır metaller, peroksitler (R-O-O-R), lipit peroksitlerinden oluşur. Glutatyon molekülü glutamat ve sistein amino asitlerinin karboksil grupları arasında gamma peptit bağı içeren bir tripeptittir. Sistein ise normal bir peptit bağı ile glisine bağlıdır (γ-glutamil-sisteinil-glisin). Sistein amino asidi sayesinde redox tepkimelerinde yer alır (11). Nispeten yüksek hücresel konsantrasyonu nedeniyle nükleofilik bir kurban olarak görev alır (11). Glutatyon, biyosentez tepkimelerinde yer alan Nikotinamid Adenin Dinükleotit Fosfat (NADP+) ile eş zamanlı çalışır. Pentoz fosfat yolundaki ilk basamak glukoz-6-fosfat bileşiğinin 6-fosfoglukonolakton bileşiğine glukoz-6-fosfat dehidrogenaz enzimi ile katalizlenmesidir. Bu reaksiyonda NADP+ NADPH’ye indirgenir. NADPH’nin yeniden kullanılabilmesi için NADP+’ye yükseltgenmesi gerekir. Bu süreç glutatyon sayesinde gerçekleşir. H2O2’yi indirgeyen glutatyon, yükseltgenir. Yükseltgenmiş glutatyon (GSSG) indirgenirken NADPH’yi yükseltger ve NADP+oluşturur. Glutatyon molekülünün indirgenip yükseltgenmesinde glutatyon oksidaz ve glutatyon peroksidaz enzimleri görev alır. Bir dizi redoks tepkimesi sonucu hücreye zarar vermeyen bileşikler oluşur. Reaktif oksijen türleri dokularda biriktiğinde DNA, protein, lipit ve karbonhidrat gibi biyolojik açıdan önemli materyallere zarar vermektedir (12). Glukoz-6-fosfat dehidrogenaz enzimi eksikliğinde glutatyon molekülünün indirgenme-yükseltgenme açısından kontrolü bozulmuştur. Bu yüzden dokular reaktif oksijen türlerinin verdiği hasarı tolere edemezler. Normalde tüketildiğinde bir zararı olamayan gıdalar, normal düzeyde reaktif oksijen türlerinin barındırılması ve bazı ilaçlar bu enzimin eksikliğine sahip hastalarda hücre hasarına yol açar.

Glukoz-6-Fosfat Dehidrogenaz Eksikliği Ne Zaman Tespit Edildi?

1950’li yıllarda sıtma karşıtı ilaç kullanan az sayıda Amerikan askerinde hemolitik anemi gözlenmişti (2). Primakin adlı antimalaryal ilacı kullanan askerler bazı semptomlar göstermişti. İlk yıllarda klinik seyri anlaşılmaya çalışılırken ilerleyen yıllarda buna neden olan genetik defekt tanımlandı ve mekanizması açığa çıkarıldı.

Hastalığın Kalıtsal Özellikleri Nelerdir?

Glukoz-6-fosfat dehidrogenaz enzimini kodlayan gen X kromozomunun uzun kolunda (q) taşınır. 13 ekzon ve 12 intron bölgesinden oluşur. Q 28 lokusuna yerleşmiştir. G6PD geni yaklaşık 20 Kb, genin kodladığı mRNA ise 2,269 baz çifti uzunluğundadır (14). X’e bağlı resesif kalıtım gösterir. Bu gen bölgesinde 100 farklı nokta mutasyonu saptanmış ve 400’den fazla varyant tanımlanmıştır (15). Arap popülasyonunda görülen S188F (Akdeniz mutasyonu), Bangladeş’te görülen C131G ve G487A mutasyonları, Kuzey Amerika, Afrika, Yemen ve Suudi Arabistan’da görülen A376G mutasyonu en sık görülen mutasyonlardır (2). Tüm mutasyonlar enzimin stabilitesinde azalmaya yol açar (2). Aktif G6DP enzimi homodimer yapısında bulunur. Meydana gelen mutasyonlar enzim yapısındaki amino asitleri değiştirdiği için proteinin post-translasyonel katlanmalarında sorunlar oluşur. Bu sorunlar da enzimin aktif formu olan dimer yapısını oluşturmasına engel teşkil eder. Ayrıca NADP ile etkileşimde soruna neden olan mutasyonlar da enzimin stabilitesinin azalmasına sebebiyet verir (16). Dünya Sağlık Örgütü hastalığı 5 sınıfa ayırır (17).

Sınıf-I= Enzim aktivitesi normalin %10’undan daha düşüktür ve kronik hemolitik anemi görülür.



Sınıf-II= Ağır enzim eksikliği vardır ve genellikle aralıklı (ilaçlar, enfeksiyon ve kimyasallara ikincil) hemolitik anemi saptanır. Akdeniz varyantı olarak da bilinir. Ciddi düzeylerde yenidoğan sarılığı görülebilir. Favizmi de barındırır.



Sınıf-III= Orta derecede (%10-60) enzim eksikliği ve aralıklı hemolitik anemi vardır.



Sınıf-IV=Enzim eksikliği ve hemoliz yoktur. En sık görülen varyanttır.



Sınıf-V=Enzim aktivitesi yüksektir.

Klinik Bulgular Nelerdir?

Hastalık klinik bulgularda çeşitlilik gösterir. Her mutasyonun kendine özgü belirtileri vardır ve hastalığın seyri mutasyona bağlı olarak değişir. Normal koşullarda klinik bulgu saptanmaz (2,16). Oksidatif strese yol açan ajanların varlığı hastalarda semptomların gözlenmesine yol açar. Oksidatif strese yol açan ajana maruz kaldıktan 2-3 gün sonra veya bu 2-3 gün içinde akut hemoliz oluşur. Bebeklerde yenidoğan sarılığı görülebilir. Sağlıklı doğan bebeklerde de görülebilen bu durum karaciğerle ilgilidir. Yenidoğanlarda karaciğer fetal evrede üretilen eritrositleri yıkar ve yeni kan hücreleri üretilir. Yıkılan kan hücrelerinden “bilirubin” maddesi açığa çıkar. Hiperbilirubinemi olarak da bilinen bu durum kendiliğinden geçebilir. Fakat geçmemesi durumunda ciddi sorunlara da yol açabilir. Karaciğer hücrelerinde düz endoplazmik retikulum organeli tarafından işlenen bilirubin, gelişmesinin henüz tamamlanamamasına bağlı olarak yenidoğanlarda işlenemeyebilir (18). Kan değişimini gerektirecek kadar ağır vakalar görülebilir. Kalıtsal sferositik olmayan hemolitik anemi görülebilir. Sınıf-I varyantlarda, oksidatif strese maruz kalmadan bile hayat boyu devam eden hemolitik anemi görülür. Anemi hafif ya da orta düzeydedir. Sırt ağrısı, karın ağrısı, sarılık, geçici splenomegali (dalağın büyümesi), hemoglobinüri (idrarda hemoglobin görülmesi), gözün beyaz kısmının sarı olması gibi durumlardan da genellikle gözlenir. Favizm gözlenir. Favizm kısaca bakla tüketiminden sonra oluşan hemolitik anemi sendromudur. Akdeniz ülkelerinde görülür. Baklayı yemek, polenini solumak ROS oluşumuna neden olur ve bunun sonucunda bazı semptomlar gözlenir.

Tanı Nasıl Konur?

Hemolitik atakların mümkün olduğu kadar önlenebilmesi için hastalığın yaygın olduğunu ülkelerde defektin varlığı göz önünde bulundurulmalıdır. Afrika, Asya ve Akdeniz bölgelerinde, özellikle ailesinde splenomegali, sarılık, anemi, safra taşı öyküsü bulunan bireylerden şüphelenilmelidir. Enzim fonksiyonunun nicel ölçümleri defekti sınıflandırmak için gerekli bilgiyi sağlar (2). En sık kullanılan test Beutler Testi veya Floresan Spot Testi (FST)’dir. Kantitatif Spektrofotometrik Analiz de sık kullanılan bir diğer testtir. Bu test NADP+’ nin indirgenmesi prensibine dayanır (2,22). Spektrofotometrik Analiz laboratuvarda altın standarttır. Total enzim aktivitesini ölçer. Bu teknik, kandaki hemoglobin konsantrasyonuna bağlıdır. Hemoglobin seviyelerinde bir bozulma anormal sonuçlara yol açabilir. Anemi veya demir eksikliği yaşayan kişilerde, G6PD aktivitesi yanlışlıkla yükselir (2).

Tedavisi Nedir?

Semptomları gösteren çoğu hasta kendi kendine iyileşir fakat yakından izlenmelidir. Eritrosit üretiminde bir sorun yoktur. Hatta hemolize tepki olarak daha fazla eritrosit üretilir. Bu, eritrositlerin dolaşımdaki yaşam süresini kısaltır ve onları hemolize daha az duyarlı hale getirir (2). Çok ağır anemi görülen vakalarda kan transfüzyonu hayat kurtarır. Luzzatto ve arkadaşları tarafından 2014’te tarafından ileri sürülen bir öneri, hemoglobin seviyesinin 70 g/L'den az olması durumunda, kan transfüzyonunun dikkate alınması gerektiğidir. Hemoglobin 90 g/L'nin altındaysa ve önemli hemoliz belirtileri (hemoglobinüri) varsa, o zaman derhal kan transfüzyonu düşünülmelidir (2). Ayrıca şiddetli anemili çocuklarda oksijen ve sıvı verilmesi kritik önem taşır. Sağlıklı kan hücrelerinin verilmesi gerekebilir (21,22). G6PD eksikliği için spesifik tedaviler yoktur, oksidatif stresten kaçınmak için çaba gösterilmelidir. Bunlar birçok ilaç, bakla ve enfeksiyonlar olabilir. Splenektominin (Dalağın ameliyatla alınması işlemidir.) faydalı olmadığı bildirilirken E vitamini, selenyum gibi antioksidan ajanların kullanımı tartışmalıdır (22). Aşağıda oksidatif strese yol açabilecek etkenler sıralanmıştır:

1.İlaçlar:

Blog Image

2.Yiyecek:

  • Bakla

3. Hastalık:

  • Hepatit
  • Diyabetik Asidoz

Fototerapi

Yenidoğan sarılığı, G6PD eksikliğinden etkilenen çocuklarda görülen yaygın bir durumdur. Bu durumun tedavisi için fototerapi sıklıkla kullanılan bir tekniktir (2). Şiddetli hiperbilirubinemi gelişme olasılığı, fototerapinin başlaması için belirleyici unsurdur (2). G6PD eksikliğinde hiperbilirubinemiye bağlı beyin hasarı riski yüksektir, bu nedenle yenidoğan sarılığının tedavisinde fototerapi ihtiyacı güçlenir (23). Fototerapi, yenidoğanlarda hiperbilirubineminin tedavisinde görünür ışık kullanan bir tekniktir. Bu müdahale, serum bilirubini suda çözünür izomerlerine dönüştürerek azaltmayı amaçlar (2). Fotokimyasal reaksiyonlar sonucu bilirubin molekülleri daha lipofobik, suda eriyebilen ve vücuttan atılması için konjugasyona ihtiyaç duymayan moleküllere dönüşür.

Favizm Nedir?

Klinik bulgular bakla yenmesinden 5-24 saat sonra ortaya çıkar ve sıklıkla 1-5 yaş arasındaki erkek çocuklarda görülür (24). Hemoliz sonucu gelişen anemi genellikle ani ve çok ağırdır. Böbrek yetmezliği gelişebilir. Baklada bulunan Vicine, Convice, Askorbat, L-Dopa gibi toksik olduğu düşünülen maddeler reaktif oksijen türleri oluşturur. G6PD eksikliği görülen bireylerde hemolize neden olur (19). Bakla tanelerinin sindirimini takiben akut hemoliz olarak kendini gösteren favizm, hemen hemen yalnızca Akdeniz kıyıları ile sınırlıdır (24). Favizmin hemolitik krizi tüm yönleriyle ilaç ve diğer ajanlar ile tetiklenenlere benzer. Klinik seyri ciddidir, hemoglobin düzeyi 3 gr/dL altına düşebilir ve ölümcül olabilir. Favizm, bakla tanelerini sindirmiş olan annenin, kendi sütüyle beslediği bebeğinde görülebilir (20).

Blog Image
Blog Image

Favizm çok uzun süredir bilinen bir durumdur. Bakla bitkisi yaklaşık on bin yıl önce Akdeniz ve Güneybatı Asya topraklarında evcilleştirilmişti. Bu bölgeler genel anlamda Türkiye, Ürdün, Suriye, İsrail’dir ve bu bölgelerdeki neolitik yerleşmelerde baklaya rastlanır (26). Ege bölgesinde falafel ve fava adında yemekleri vardır ve favada bakla zeytinyağı ile dereotu eklenerek ezme şekline getirilerek yenir. Bu yemeğin yaygın olduğu bir yerde yaşayan Pisagor, onun peşinden gelenlere bu bitkiyi yemeyi yasaklamıştı. Hatta bu bitkiyle temas bile edilmemesi gerektiğini poleninin koklanmaması gerektiğini söylüyordu. Belki de normal G6PD enzimine sahip birçok Pisagorcu falafel yemeyi reddederek farkında olmadan sıtmaya yakalanma ihtimallerini artırıyorlardı (6). Ayrıca Pisagorcular vejetaryendi. Vejetaryenlerin protein kaynağı olarak tükettikleri bakla bitkisini de Pisagor onlara yasaklamıştı. Bunun nedenine dair birçok söylenti vardır. Cicero ve Aristoteles de dahil olmak üzere antik filozoflar iddialar ortaya atmışlardır. Bir iddiaya göre bakla hem erkek hem de kadın cinsel organına benzediği için yasaklanmış olduğuydu. Diğer bir iddia baklanın tohumlarının insan kafasına benzediğinden onu yemenin yamyamlığa benzediği için yasaklanmış olduğuydu. Bazıları da bitkinin segmentli yapısının Hades’in kapıları olarak işlev gördüğünü, köklerin ruhları yeraltı dünyasına taşıdığını söylüyordu (26). Pisagorculara karşı çıkanlar bir gün Pisagor ve takipçilerinin yaptığı toplantı sırasında binalarını ateşe verdiler. Fakat anlatılana göre Pisagor kaçmayı başardı. Kaçarken karşısına bir bakla tarlası çıktı. Kendi öğütlerini ihlal edemeyeceğinden tarlanın içine girmedi ve orada öldürüldü (27).

Blog Image

Görsel 4: Bakla ile yapılan Akdeniz kültürüne ait Falafel yemeği.

Blog Image

Görsel 5: Baklayı reddeden Pisagor.

REFERANSLAR

Glucose-6-phosphate dehydrogenase deficiency: MedlinePlus Genetics. (2021). Retrieved 15 February 2021, from https://medlineplus.gov/genetics/condition/glucose-6-phosphate-dehydrogenase-deficiency/#frequency

Ravikumar, N., & Greenfield, G. (2020). Glucose-6-phosphate Dehydrogenase Deficiency: A Review. International Journal Of Medical Students8(3), 281-287. doi: 10.5195/ijms.2020.637

Kayaalp, S. (1998). Rasyonel tedavi yönünden tıbbi farmakoloji (pp. 153-154). Ankara: Pelikan Tıp ve Teknik Yayıncılık.

Nelson, D., Cox, M., & Lehninger, A. (2000). Lehninger principles of biochemistry (3rd ed., pp. 743-744). USA: Worth Publishers.

Lee, M., Malloy, C., Corbin, I., Li, J., & Jin, E. (2019). Assessing the pentose phosphate pathway using [2, 3‐ 13 C 2 ]glucose. NMR In Biomedicine32(6), e4096. doi: 10.1002/nbm.4096

Nelson, D., Cox, M., & Lehninger, A. (2013). Lehninger principles of biochemistry (6th ed., pp. 575-580). New York: SUSAN WINSLOW.

Jarori, G., & Maitra, P. (1991). Nature of primary product(s) of D-glucose 6-phosphate dehydrogenase reaction 13C and 31P NMR study. FEBS Letters278(2), 247-251. doi: 10.1016/0014-5793(91)80127-o

Clarke, J., Scopes, D., Sodeinde, O., & Mason, P. (2001). Glucose-6-phosphate dehydrogenase-6-phosphogluconolactonase. European Journal Of Biochemistry268(7), 2013-2019. doi: 10.1046/j.1432-1327.2001.02078.x

Allen, S., Lim, E., Jortzik, E., Preuss, J., Chua, H., & MacRae, J. et al. (2015). Plasmodium falciparumglucose-6-phosphate dehydrogenase 6-phosphogluconolactonase is a potential drug target. FEBS Journal282(19), 3808-3823. doi: 10.1111/febs.13380

Halprin, K., & Ohkawara, A. (1967). The Measurement of Glutathione in Human Epidermis Using Glutathione Reductase**From the Division of Dermatology, University of Oregon Medical School, Portland, Oregon. Journal Of Investigative Dermatology48(2), 149-152. doi: 10.1038/jid.1967.24

Noctor, G., Queval, G., Mhamdi, A., Chaouch, S., & Foyer, C. (2011). Glutathione. The Arabidopsis Book9, 1-32. doi: 10.1199/tab.0142

Ray, P., Huang, B., & Tsuji, Y. (2012). Reactive oxygen species (ROS) homeostasis and redox regulation in cellular signaling. Cellular Signalling24(5), 981-990. https://doi.org/10.1016/j.cellsig.2012.01.008

ANTONENKOV, V. (1989). Dehydrogenases of the pentose phosphate pathway in rat liver peroxisomes. European Journal Of Biochemistry183(1), 75-82. doi: 10.1111/j.1432-1033.1989.tb14898.x

Chen, E., Cheng, A., Lee, A., Kuang, W., Hillier, L., & Green, P. et al. (1991). Sequence of human glucose-6-phosphate dehydrogenase cloned in plasmids and a yeast artificial chromosome. Genomics10(3), 792-800. https://doi.org/10.1016/0888-7543(91)90465-q

Caprari, P., Caforio, M., Cianciulli, P., Maffi, D., Pasquino, M., & Tarzia, A. et al. (2001). 6-Phosphogluconate dehydrogenase deficiency in an Italian family. Annals Of Hematology80(1), 41-44. https://doi.org/10.1007/s002770000233

Mason, P. J., Bautista, J. M., & Gilsanz, F. (2007). G6PD deficiency: the genotype-phenotype association. Blood reviews, 21(5), 267–283. https://doi.org/10.1016/j.blre.2007.05.002

Glucose-6-phosphate dehydrogenase deficiency. WHO Working Group. (1989). Bulletin of the World Health Organization67(6), 601–611.

Mescher, A. (2018). Junqueira's Basic Histology (15th ed., p. 31). McGraw-Hill Education LLC.

Oliveira, S., Pinheiro, S., Gomes, P., Horta, A. B., & Castro, A. S. (2000). Favismo [Favism]. Acta medica portuguesa13(4), 237–240.

Nathan, D., Oski, F., & Orkin, S. (2015). Nathan and Oski's hematology of infancy and childhood. Elsevier, Saunders.

Ben-Joseph, E. (2018). G6PD Deficiency (for Parents) - Nemours KidsHealth. Kidshealth.org. Retrieved 27 February 2021, from https://kidshealth.org/en/parents/g6pd.html.

Frank J. E. (2005). Diagnosis and management of G6PD deficiency. American family physician72(7), 1277–1282.

Faulhaber, F., Procianoy, R. S., & Silveira, R. C. (2019). Side Effects of Phototherapy on Neonates. American journal of perinatology36(3), 252–257. https://doi.org/10.1055/s-0038-1667379

Özlem Ç. (2007). Hiperbilirubinemili Yenidoğan Erkek Bebeklerde Glukoz-6-Fosfat Dehidrogenaz Enzim Düzeyleri. Doktora Tezi. İstanbul.

Zohary, D.,M. Hopf ve E. Weiss (2013) Domestication of Plants in the Old World,Oxford University Press, 4th ed., paperback. s. 89-92.

Eplett, L. (2012). Fava-the Magic Bean. Scientific American Blog Network. Retrieved 27 February 2021, from https://blogs.scientificamerican.com/guest-blog/fava-the-magic-bean/.

Simoons, F. (1998). Plants of life, plants of death. The University of Wisconsin Press.