Görkemli Görünüşünün Ardındaki Trajik Hikayesiyle Frej Apartmanı
Ceyda Alp yazdı.

İstanbul sokaklarında dolaşmak ayrı bir güzelliktir. Sadece tarihi eserleriyle değil sayısız apartmanı, hanı, pasajıyla bir başka güzeldir İstanbul sokakları. Hele ki Beyoğlu… Şimdilerde Beyoğlu çok bozuldu deyip geçiyoruz. Halbuki Beyoğlu’nun bir ruhu vardır, şu anki pespaye haline aldanıp üzmemek gerekir onu. Beyoğlu’ndaki her bir bina ayrı bir güzelliktir. Sokaklarında dümdüz yürüyüp geçmek ayıptır o binalara da o binalar da yaşananlara da. Kim bilir ne yaşanmışlıkları, ne hikayeleri vardır o binaların duvarları ardında gizlenen. Bu hikayeleri olan binalardan biri de Frej Apartmanı. O ihtişamlı cephesinin perdelediği iç mekanındaki gösterişli yaşamlar hiç beklenmedik bir şekilde apartman sakinlerinin trajik bir hikayesine döner.
Apartmanın hikayesine geçmeden önce apartman hakkında kısa bir bilgilendirme yapacağım ki aklınızda daha iyi canlansın ve belki gidip oradaki yaşanmışlığı görmek istersiniz. Apartman Şişhane meydanında Bankalar caddesi ile Büyük Hendek Caddesi’nin kesiştiği noktada bulunmakta. Apartmanın Şişhane Meydan’ına bakan cepheleri oldukça süslü, duvar yüzeyinden dışa taşma yapan geniş cephede Art Nouveau üsluptaki bitkisel süsleme ögeler, barok ögeler ve çocuk heykelleri bulunmakta. Ayrıca binadaki çocuk heykellerinin Frej ailesinin çocuklarını temsil ettiği söylenmekte. Tabi ne kadar doğrudur bilinmez…
Bu görkemli binayı yaptıran devlete bile borç verebilecek kadar zengin olan Lübnanlı Selim Hanna Frej. Bu aile o kadar zengin ki Osmanlı’nın Doğu Akdeniz’deki limanlarını 99 yıllığına kiralamayı teklif edebilecek kadar büyük bir servete sahip. Hanna Frej ne kadar zenginse eşi ondan da zengin. Polin Glavani… Glavani ailesinden. Kim bu Glavani ailesi derseniz Beyoğlu’nun en ünlü ve en zengin ailelerinden. Tepebaşı’nın sahiplerinden, öyle söyleyeyim. Aileler servetlerini birleştirmek amacıyla bu evliliğe olumlu yaklaşır, böylece Hanna Frej ve Polin Glavani evlenir. Selim Hanna Frej ve Polin Glavani çiftinin Jan, Alfred ve Anjel adlı üç çocuğu dünyaya gelir. Bunlardan özellikle ailenin tek kızı olan Anjel’in yaşamı bir film gibidir ama mutlu sonla bitmeyen filmlerden.
Binanın Tepebaşı’na bakan ön cephesinde süslemeler abartılmış olup, iki yan cephede sadelik tercih edilmiştir.Anjel, böyle bir apartmanın sakinlerinden olduğu için gözde biridir ve normal bir insanla evlenmesi beklenemez. Feridun Dirimtekin ile evlenir ve Aysel adını alır. Feridun Bey, Kurtuluş Savaşı’nda kurmay subay olarak Yunan komutan Trikopis’i Dumlupınar’da teslim almasıyla ünlenen ve İstanbul sosyetesi genç kızlarının hayallerine düşen tam bir entelektüel biri. Feridun Bey o sıralar Ayasofya Müzesi müdürlüğünü yapmakta. Hatta müze müdürlüğü yaptığı sıralarda Ayasofya’nın tekrar cami olmasını isteyen ve bu nedenle gösteri yapan kişilerden birisinin saldırısına uğrar ve bıçaklanır. Olay öyle bir raddeye gelir ki polis müdahelesiyle Feridun Bey canını anca kurtarabilir. Bu detayı da verdikten sonra hikayeye devam edelim.
Feridun Bey ve Aysel Hanım çifti hem kendi zarif ve hoş görünümleriyle hem de gösterişli yaşamlarıyla her davetin aranan simaları haline gelir. Ailenin yaşamı o kadar şatavatlıdır ki herkesin dilindedir. Tabi hayat hep böyle sürecek değil ya, tarih sanki intikam almak istermişçesine sokulur bu lüks yaşama. Feridun Bey emekli olur. Zaten ne olduysa da bu emeklilikten sonra gerçekleşir. O görkemli Frej Apartmanı 150 bin lira gibi büyük bir meblağ karşılığında elden çıkarılır. Bu sayıyı şu an kaçla çarparsanız çarpın değeri çıkmaz hatta ve hatta onda birini bile bulamazsınız. Apartmanı sattıktan sonra aile Nişantaşı’na bir apartman dairesine taşınır. Düşüş başlamıştır artık. Hikayenin bundan sonrasında işin içine belediye de girer. Feridun Bey, belediyenin kapatmayı unuttuğu bir çukura düşerek bacağını kırar, kısa bir süre sonra da hayata veda eder. Bundan sonra Aysel Hanım’ın başına gelen felaketler bitmez. Aysel Hanım hem hayata tek başına devam etmeye çalışır hem de miras kavgalarıyla uğraşır. Mirasçılar, Aysel Hanım’a deli diyerek akıl hastanesine yatırmaya çalışırlar ve işlerinde de başarılı olurlar. O görkemli, herkesin hayran kaldığı apartmandan, duvarları yıkık dökük akıl hastanesine ve sonra da huzurevine... Bunlar da yetmezmiş gibi Aysel Hanım servetini kaybeder, ona kalan antikalar da çalınır. Yoksulluk Aysel Hanım’ın acısını daha da yükseltir. Kader bu ya en sonunda o da tıpkı eşi gibi bir çukura düşerek bacağını kırar ve tüm acılarına veda ederek dünyadan ayrılır.
İşte böyle trajik bir öyküsü vardır Frej Apartmanı’nın. Hayatın iki farklı ucu da görülmüştür acısıyla, tatlısıyla. Lüks, ihtişam, yoksulluk, trajedi bir yaşama sığamayacak kadar bolca. Halbuki Aysel Hanım bunları tek bir yaşamda görmüştür.
Yazının sonuna gelmişken bundan sonra Şişhane taraflarında dolaşırsanız siz de belki Frej Apartmanı’nın önünde durur ve burada yaşamış olan aileyi hatırlayarak onlara bir selam göndermek istersiniz…
Aman çukurlara dikkat edin!

Binanın Tepebaşı'na bakan ön cephesinde süslemeler abartılmış olup iki yan cephede sadelik tercih edilmiştir.

Bina yaklaşık yirmi sene Sarkuysan Genel Müdürlük binası olarak kullanılmış. Şu an ise otel olmayı beklemekte.