Yağmurda Islanmasınlar Diye Kuşlar İçin Küçük Şemsiyeler Yapmak İsteyen İnce Ruhlu Şair: Didem Madak

Kübra Erdem yazdı.

Yağmurda Islanmasınlar Diye Kuşlar İçin Küçük Şemsiyeler Yapmak İsteyen İnce Ruhlu Şair: Didem Madak

“Siz aşktan n’anlarsınız bayım?”

Birçoğumuz belki bu şiirinden tanırız Didem Madak’ı… 1990 kuşağının en iyi şairlerinden sayılan ve bizlere çok derin anlamlar, boğazda düğüm olan dizeler bırakmış genç kuşağın kadın şairlerindendir. Şiirleri kendine has imgelerle doludur, günlük yaşamın içinden cesurca yükselir sesi. Süper enginarlara, yaldızlı çokomel kağıtlarına, taşbebeklerine ve daha nicesine poetik anlamlar yükler, ağırlığı ile kalbimizde yer eder. Kalemine dökülenler; annelik, kadınlık ve ölüm izleklerini içimize işler.

Ben acılarımın başını
Evcimen telaşlarla okşadım bayım.

Kendi deyimiyle kendi acısıyla dalga geçen ve gülerek acı çeken bir kadın ele geçirmiştir şiirlerini. Bundandır acısını iç sesiyle konuşarak mürekkeple buluşturması. Herhangi bir amaç gütmeden, tüm samimiyeti ve cesurluğu ile kendisi gibi, evin içinden bir ses gibi şiirler yazmıştır; çünkü o dönemde şiir ona herkesten ve her şeyden daha çok özgürlük vaat etmektedir. Bazen kendisiyle konuşmuştur, bazen tanrı ile, bazen kız kardeşi Işıl ile ve çoğu zaman çocuk yaşta kaybettiği anneciği Füsun Hanım ile.

“Senin Şarkıların Aç Kuşlara Buğday Saçardı”

Blog Image

Beni tasfiye ve tavsiye arasındaki karışıklıkta
Müsait bir yerde bırak sevgilim.
Hem otuzumu geçtim azıcık
Gerisini ben yürürüm artık.
Çizgili olsun, buruşsun yüzü,
Şiirlerim için yaşlanma etkilerini geciktirici krem kullanmayacağım.

Aynı zamanda şiirinde kadına yüklenen toplumsal rolleri kalemiyle cesurca sorgulamış, kendi deyimiyle durup dururken bağıran şiirler yazmıştır. 90’lı yıllarda dergilerde önemli yer eden “kadın şair” tartışmalarına cevap niteliğinde natürel feminist bir perspektifte yazmıştır. Bu konuyu Varlık Dergisi’ne verdiği bir röportajda şu cümlelerle özetlemiştir:

Çoğunluğu kendini gizleyen, koruyan, gardını alan, ürkmüş insanların yaşadığı bu ülkede bir kadın olarak bana ait bir hayatım olsun diye gösterdiğim çabaya ve kendi serüvenime haksızlık edemem. Bu yüzden hayatımı samimiyet ve cesaretle anlatmak benim için önemli. Benim hâlâ hayatımla ve bir kadın oluşumla ilgili çözemediğim bazı meselelerim var, bu meselelerle samimiyet ve cesaretle boğuşuyorum hâlâ. Bütün bunlar yokmuş gibi davranıp, kitabi şiirler yazamam. Şiirlerim ütüsüz ve buruşuk gezdirdiğim ruhumun diyeti bence. Bu yüzden hepsi benden parçalarla dolu. Bu yüzden biraz ‘kadınsı’, durup dururken bağıran şiirler.

“Artık Bütün Üzgün Oluşlarımın Adı Anne”

Blog Image

Annesini erkenden, henüz 14 yaşındayken kaybetmiştir. Sonra 41 yıllık ömrüne yazılmış en içli, anne özlemli şiirleri sığdırmıştır. Annesiz geçirdiği yıllara sayısız “Ah!” bırakmıştır, sesinin tonunu armağan ettiği ahlat ağacından emanet alarak. İç sıkıntısıyla fotoğraflar çektirmiştir. Kendine ve ikinci şiir kitabına “Ah’lar Ağacı’’ ismini vermiştir, kendini ve şiirini arkadaş etmiştir ahlat ağacına.

On dört yaşındaydı ruhum bayım
Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri…

Blog Image

Onu yeniden doğurması için ölmeyi istediği kadının -annesinin- yokluğunda, hayata karşı tek başına mücadele ederken; annesizliği ve yalnızlığını dizelerinde dışa vurmuştur. Kısa ömrüne acı dolu ama bir o kadar da samimi şiirler sığdırmıştır. Aslında hiç istememiştir rutubetli şiirler yazmayı, çiçekli şiirler yazmak istemiştir. Ancak ne yapsa mürekkebinden rutubeti çıkarıp atamamıştır.

Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem
Duvarlara hep senin resmini çiziyor
-di’li geçmiş zamanda birçok resim,
Hep gülümsüyorsun.”
“Aslında hiç istemiyorum ama,
Ne yapsam rutubetim sözlere bulaşıyor…

Annesini kanserden erkenden kaybeden, bütün acılarının ismini ‘’anne’’ koyan Didem Madak ne acıdır ki annesinin kaderini paylaştı, ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiği ruhu kansere dayanamadı. Bir temmuz günü göçüp gitti aramızdan. Kızı Füsun’a annesinin ismini vermişti Didem Madak. Vefatından iki sene evvel kızı Füsun’a yazdığı mektupta ona şu cümlelerle seslendi:

Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma!
Blog Image

Ne acıdır ki Didem kendi kaderini –yaldızlı çokomel kağıtları gibi tırnağıyla düzeltemediği yazgısını- kızına bırakmıştır sonrasında. Didem on dört yaşındaydı “bu acımasız ölü anne sesini” duyduğunda, kızı Füsun ise yalnızca üç.

Füsunun yeşil ela gözleri var
Ve pembe plastik fincanı ile kahve getirişi var
Ve bana anne deyişi var
Benim pembe fincandan pembe kahve içişim var
Bu kahveleri seviyorum ahbap
İçimi pembe bulutlar kaplıyor
Şekerli ve tatlı bir biçimde havalanıyorum.

Hikayenin sonunda Didem’e annesinin kalbindeki raflara dizdiği reçeller, Füsun’a ise çiçekli anne şiirleri kaldı.

Annem çok sevmelerin kadınıydı.
Bazen sevinince annem gibi,
Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.
Annem çok sevinmelerin kadınıydı,
Sıcak yemeklerin.
Başına diktikleri o taş,

Ne zaman dokunsam soğuktur oysa.

Ben okşadığımda ama, ısınır sanki biraz.

Füsun; kelime anlamı olarak efsun, sihir demektir. Hayatını bu iki Füsun’un sihirli kehaneti içinde sıkışık yaşayan Didem Madak dizelerinde “annesizlik” mefhumunun en dokunaklı dizelerini yazdı. “Annemden bana kalan tek miras bir sihirdir. Onu ne zaman çok özlesem hep bir şiir yazdım.” diyen şair, kızı Füsun’a annesinin efsunlu ismini bıraktı.

Annem
Ki beyaz bir kadındır
Ölüsünü şiirle yıkadım
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.

Dokuz Yıl Oldu Pulbiber Mahallesi’nden Göçeli

Blog Image

2011 yılının 23 Temmuz’unda bir yıl direndiği kanser sebebiyle hayatını kaybetmiştir.

Biz yine bir temmuz günü; gidişini hayatımıza kattığı anlamlara, nergis kokulu dizelerine minnet ederek anıyoruz. Ölümünün üzerinden 9 sene geçti, geriye efsunlu hikayesiyle kızı güzel Füsun, şiir kitapları Grapon Kağıtları, Ah’lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi kaldı.

İyi ki geçtin bu dünyadan Didem Madak, iyi ki “gölgesine razı bir fesleğen” olmadın ki anlamlarınla anlamlanabildik. Füsun’un kızı ve Füsun’un annesi arasındaki yolculuğuna şahit olabildiğimiz için minnettarız.

Anlatarak bitiriyorum hayatımı
Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat
Bir çiçek çizdim bu akşam avcuma
İsmini her şey koydum.