Derme Çatma bir Bodrum Rehberi

Emine Nur Avcı yazdı.

Derme Çatma bir Bodrum Rehberi

Bu yazımda sizlere Bodrum’a gittiğinizde yanınızda götürebileceğiniz bir “Bodrum Rehberi” hazırlamaya çalıştım. COVID-19’un kol gezdiği, bizi büyük derecede sınırlayan bu dönemde gezilerimizi rafa kaldırmak durumunda kaldık. Evet, dürüst olalım ki o raflar bir süre tozlanacak, hatta belki örümcek ağları dahi örülecek üzerlerinde, ancak umudumuzu kaybetmeyelim derim ben. Umut, yeri geldiğinde yaralayıcı bir unsur olarak karşımıza çıksa da çoğu durumda bizi karamsarlıktan kurtaran bir duygu bence. Ben ümitliyim ki bu günler de bir gün son bulacak ve biz yeni normalimizi kolumuza takıp tepe tepe bu diyarları gezmeye başlayacağız.

Öncelikle yazımın içeriğinden bahsederek başlamak isterim: Bodrum bildiğiniz üzere bir ilçe, pek de düşünüldüğü kadar küçük olmayanından hem de. Bodrum'un kendi içinde de kendi bölgeleri mevcut, bunların üçünden kısaca bahsedip sizlerle kendi gözlemlediklerim kadarıyla tecrübelerimi paylaşacağım. Açıklamalarımın sonuna da kendi çektiğim fotoğraflardan iliştireceğim ki yazdıklarım gözünüzde canlansın. E o zaman başlayalım “Derme Çatma Bir Bodrum Rehberi"mize!

İlk durağımız, benim de aileme ait olan yazlığımız aracılığıyla tanımış olduğum bir semt. Yerli halkıyla oldukça sakin ve doğal bir muhit: Turgutreis.

Yolunuz Bodrum’a düşerse 1-2 mutlaka gün uğrayın derim. Enerjik ve yorucu geçen tatil günlerinize sakin ve huzurlu bir nokta koymak isterseniz aslında aradığınız yerin burası olduğunu anlarsınız. Turgutreis mevkisi ile tanışmam 7 sene öncesine dayanır. Ailemin bir yazlık almaya karar vermesiyle başladı Bodrum maceram. İlk başlarda Turgutreis’e pek ısınamamıştım, genç bir kız olarak yeterli eğlenceyi sağlamıyor bana diye düşünmüştüm. Sonrasında yerel halkın sıcaklığı ve ev havasındaki samimiyeti ile favori semtim olarak zihnimde yerini aldı. Turgutreis mevkiinin tek özelliği sakin ve yerel olması değil tarihinin de uzun bir geçmişe sahip olmasıdır. Biraz da tarihine değinelim:

Amiral Turgut Reis

1485 yılında ismini aldığı Turgutreis’in Karabağ Mahallesinde dünyaya gelmiştir. Henüz çocukluk çağlarındaki Turgut, levent olarak Osmanlıya ait kadırgalarda çalışmaya başlamıştır. Az zamanda gözü pekliği, zekâsı ve mahareti ile dikkatleri çekmiştir. Gittiği Cezayir‘de Barbaros Hayreddin‘in hizmetine girdi. Barbaros ile birlikte katıldığı Preveze Deniz Savaşı’nda (28 Eylül 1538) yedek donanmayı komuta etti ve görevini başarıyla yerine getirdi. Venediklilerin ele geçirdiği Dalmaçya Kıyısı’ndaki Castelnuavo Kalesi’ni geri aldı. Korsika‘da Salih Reis ile birlikte Cenovalılara tutsak düştü (1540). Üç yıl sonra Cenova‘yı kuşatan Barbaros tarafından ikisi de kurtarıldı (1543).

Kanunî, Turgut Reis‘i çok sevmektedir. 1556‘da kendisini Trablusgarp Beylerbeyi olarak tayin eder. Turgut Reis şahadetine kadar bu vazifede kalır. Turgut Reis 80 yaşında olmasına rağmen en ön saflarda hücum etmekte; getirdiği tekbirlerle, naralarla askerlere şevk vermektedir. 17 Haziran 1565 günü yine şiddetli bir muharebede en ön saflarda vuruşurken başına isabet eden bir şarapnel parçasıyla yaralanır. Yalnız bizim tarihimizin değil, bütün dünya tarihinin şahit olduğu eşsiz amirallerden olan Turgut Reis, Trablusgarp‘a götürülerek oraya defnedilir. Şimdi aynı yerde türbesinde yatmaktadır. Malta‘da Turgut Reis‘in şehit düştüğü yere hâlâ Pointe Dragut, yani Turgut Burnu denilmektedir.

O zaman uzunca bahsettiğimiz ilk uğrak yerimize veda ederken biraz da fotoğraflara göz gezdirelim:

Blog Image

İkinci durağımız; enerjisinden asla ödün vermeyen, gece gündüz demeden eğlenebilen güzide semtimiz: Yalıkavak!

Yalıkavak hakkında internette, dergilerde birçok bilgiye ve “rehber” niteliğinde yazılara rastlayabilirsiniz. Ben kendi tecrübelerim üzerinden anlatacağım Yalıkavak mevkiini. Öncelikle bahsettiğim gibi çok enerjik ve günün her saati uyanık olan bir semt kendisi. Eğlenceli olması bir yana biraz tuzlu bir mevki. Ceplerinizi biraz sıkarsanız Yalıkavak’ta çok keyif alamazsınız gibi, eğlenirsiniz mutlaka ama pamuk ellerinizi bir noktadan sonra cebe atmanız gerekebilir. Yalıkavak popülasyonu, yaş ortalaması açısından görece genç bir kasaba. 24-30 yaş ortalamasıyla gençlerin uğrak mekânı haline geldi. (Evet, 30 bence genç bir yaş!) Ben de bu bölgede vakit geçirmeyi çok seviyorum, genellikle arkadaşlarımla uğradığım bir bölge haline geldi. Denizi muhteşem olmamakla birlikte Tilkicik Koyu’nu ayrı tutuyorum. Tilkicik Koyu enfes bir koy! Harika bir su sıcaklığına ve derinliğine sahip. Denizinin dibinin kaya olmasından ötürü balıkları ve yosunları ayırt edebiliyorsunuz. Ek olarak: masmavi.

Yalıkavak ile birlikte Bodrum’un mevkilerinin çoğunda marinalar bulunmakta. Yalıkavak’a yolunuz düşerse mutlaka Palmarina’ya uğrayın. Zaten eğlencenin büyük çoğunluğu orada. Yeme-içme için mekân önerisi yapacak olursam da Minör Restaurant’ı tavsiye edebilirim. Haftanın belirli günlerinde keyifli bir canlı müzik eşliğinde yemeğinizi yiyebilirsiniz.

Yalıkavak’tan da yeterince bahsettiysek fotoğraflara göz atma vakti gelmiş demektir:

Blog Image

Yalıkavak Marina (Palmarina)

Üçüncü durağımız; keyiflerden keyif beğeneceğiniz, huzurlu mu huzurlu bir kasaba: Gümüşlük!

Gümüşlük ile ilgili o kadar çok şey yazabilirim ki! Su kabaklarıyla, küçük balık restoranlarıyla, karadan yürüyerek gidilebilen Tavşan Adası’yla ve daha nicesiyle tam bir kasaba! Gerçekten harika olmasıyla beraber denizi de oldukça güzel. Limanındaki teknelerle denize girmekten çekinirseniz sırtında enfes koylar barındıran bir bölge kendisi. Sizlere bu yazımda 2020 yazında yakın bir arkadaşım sayesinde keşfettiğim bir koy tarifi vereceğim. Evet yazıyı buraya dek okuduysanız şanslı birisiniz. Gümüşlük’e gidip de bu koylarda denize girmezseniz bence çok şey değil ama biraz şey kaybedebilirsiniz.

Tarife başlıyorum, önce yanımıza neler almamız gerektiğini sayalım: Güneş gözlüğü, hasır şapka, plaj havlusu, altı kaymayan bir terlik, mayo ve tabii ki bir şarap! Yanınıza alacağınız içeceğin şarap olması tabii ki şart değil. Bir de mutlaka su alın. Alkol, deniz ve güneş üçlüsünden sizi ancak o kurtarır gibi.

Tamam o zaman, kıyafet tarifini verdiğimize göre sıra yol tarifinde: Gümüşlük takıcılar sokağından aşağı iniyoruz, balıkçıların sokağına geldiğimizde sağa dönüyoruz ve dümdüz yürümeye başlıyoruz. Bayağı bir yürüyoruz, 800 metre kadar. Sonrasında sakin bir denize sahip bir kayık limanına ulaşmış olmamız gerek. Buradan itibaren işler biraz karışacak. Kır yoluna doğru yola koyuluyoruz, dere tepe düz gidiyoruz ve bizi kayalıklarında köpükleri eksik olmayan masmavi bir koy bekliyor. Bu koyu görünce oraya ulaşmaya çalışın. Bir sürü alternatif yollar var, kendiniz keşfetmek isteyebilirsiniz bence. Benim ayağıma çokça diken batmıştı, sizler de türlü şey yaşarsınız diye düşünüyorum. Altı kaymayan terlik giymeniz bu yüzden önem arz ediyor. Mutlaka giyiniz. Benim gibi yapmayınız.

Gümüşlükten de kısaca bahsedip kendi koy anekdotumu da eklediğime göre yazımın sonuna gelmişiz gibi görünüyor. Gümüşlük fotoğraflarını da aşağıya iliştiriyorum ve sizlere veda ediyorum.

Blog Image

Bir sonraki gezi yazımıza dek, görüşmek üzere! Gezin ve de tozun.