Aşk, Seks ve Cinsellik

Büşra Özmen (Marmara PDR) yazdı.

Aşk, Seks ve Cinsellik

Aşk, seks ve cinsellik; düşünsel, duygusal ve davranışsal boyutları ile iki bireyin etkileşim içine girmesi ve bir çekim sahası oluşturmasıdır. Aşk genel olarak olumlu kavramlar çağrıştırsa da yaşarken içinde olumsuz duyguların da barındığı bilinmektedir. Dünya Sağlık Örgütüne göre cinsellik; fiziksel, duygusal, entelektüel ve sosyal yönlerin kişiliği, iletişimi ve aşkın zenginleştirici etkilerinin bileşiminden oluşur. Cinsel bir varlık olarak insanın sadece fiziksel değil; duygusal, düşünsel ve toplumsal bütünlüğü sağlayan, kişilik gelişimi, iletişim ve sevginin paylaşımını olumlu yönde zenginleştiren ve arttıran sağlıklılık halidir.

Aşk ve cinsel fonksiyonun düşünsel boyutu, kendini bir başkasına açma kararı vermektir. Bunlar geçmiş, bugün ve gelecek ile ilgili duygular, hisler, ümitler, değerler, kaygılar ve savunma mekanizmaları olabilir. Duygusal boyutta ise bir başkasına sevgi ve yakınlık duyma, onu koruma, merak etme, düşünme ve ona güven duyma, benzerlik ve farklılıklarını keşfetme isteği vardır. Davranışsal boyutta dokunma, sarılma, okşama, cinsel uyarılma, seks gibi yakın fiziksel ilişki, bakma, gülme ve baş sallama gibi yüz iletişimi, öpüşme ve cinsel ilişki vardır. Görüldüğü şekilde yakınlık kurmak ihtiyacı insanın kendisini duygu ve düşüncelerini ve hatta bedenini, iç dünyasını bir başkasına açmasıdır. İlişkiler, cinsellik ve seks insana sevilmeye değer olduğu duygusunu yaşatır. Bu, kadınlığın ve erkekliğin bir açıdan onaylanmasıdır. Kadın veya erkek çoğu insan düzenli paylaşımlı yakın ilişki içinde olmayı ister; bu bir ihtiyaçtır.

Cinsellik; zaman zaman sosyal ve psikolojik fonksiyonun en geride kalan istismar ve ihmal edilen alanı halinde, zaman zaman da merkeze oturtularak hayatı etkisi altına alabilen, bozulduğunda ise psikopatolojik işleyişin en büyük suçlusu olarak kabul edilebilen, zaman zaman “konuşulmasının” bile toplum dinamiklerini olumsuz etkileyebileceği korkusuyla yasaklanan, zaman zaman yanlış bilinen mitlerin ve inanç sistemlerinin içine sızarak yüceltilmiș ve gizemli bir kimliğe bürünen, cinsel organların sınırları içerisine saklanamayacak kadar geniş yelpazeli bir fenomendir.

Psikanalitik görüşe göre cinsellik ve ruhsal gelişim arasında uyumlu ilişki vardır. Freud cinselliğin doğumla başladığını belirtmiş, cinsel dürtü kuramını geliştirmiştir. Doğumdan ölüme kadar bir yaşam dürtüsü olarak süren insan cinsel fonksiyonu tek bir norma uymaz. İnsanlar cinsel dürtüsellik, güç ve tercih ettikleri cinsel doyum açısından farklılaşır. Bireyin beraberinde getirdiği toplumdaki ilişki ve rolleri, yaşam koşulları, içinde bulunduğu kültür ortamı, kadın veya erkek oluşu, yaşı, yaşamı boyunca cinsel tecrübelerinin ne boyutta geliştirdiği gibi çeşitli faktörler bu farklılıkları belirler. Tedaviyi üstlenen psikoterapistlerin veya konsülte uzmanların bu değişkenleri bilmesi, kendi değer yargılarını karşısındakine yüklememesi açısından büyük önem taşır.

Kaynakça:

  • Gülsün, M., Ak, M. ve Bozkurt, A. (2009). Psikiyatrik açıdan evlilik ve cinsellik. Psikiyatride
  • Güncel Yaklașımlar-Current Approaches In Psychıatry; 1:68-79