1483 Yıllık Kültür Mirası: Ayasofya

Oğuz Emre Akgeyik, Marmara Tıp'25 yazdı.

1483 Yıllık Kültür Mirası: Ayasofya

Türk ve Grek Tarihi tarihte birçok alanda kültürel, ekonomik ve siyasi etkileşimler göstermiştir. İlk etkileşimler Göktürk Kağanlığı döneminde İpek Yolu hakimiyeti üzerinde Bizans İmparatoru Justinyen döneminde başladığı bilinir. 575-576 yıllarında Konstantinopolis’te 106 Türkün meskûn olduğu; bunların ilk diplomatik ilişkilerinin neticesi olarak Konstantinopolis’e yerleştikleri; bir kısım Bizanslının da Orta Asya’ya gittiği bilinmektedir. Orhun Yazıtları, Bizans ile ilgili doğrudan bilgi vermez ama, Bumin Kağan adına yapılan yas töreninde Bizans İmparatorluğu temsilcisinden de bahsedilir. Daha sonradan ise mevzubahis Türk-Bizans ilişkileri Selçuklu Devleti ile Bizans İmparatorluğu arasında tüm medeniyetlerin dönem dönem yaşadığı gibi savaşlar, ticaretler ve ittifaklarla devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nin 1299’da kurulmasıyla Türk-Grek ilişkileri genel manada Bizans-Osmanlı devletleri arasında devam etmiştir ve son olarak 1453 yılında ise Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesi ile Bizans İmparatorluğu sona ermiş ve bu olay Ortaçağ’ın Tarih Literatüründe bitişi olarak kayıtlara geçmiştir. Peki bu kadar şey konuştuk, bu dönemde gündemde olan Ayasofya’nın durumu tarih boyunca ne olmuştur? Bir zamanlar hükümdarların taç giyme törenlerinin yapıldığı bu kutsal kabul edilen yapı hangi olayları aşarak günümüze kadar gelmiştir? İnşasından günümüze kadar geçen sürede adının anlamı "Kutsal Bilgelik" olan Ayasofya’nın başına gelen önemli olayları kronolojik açıdan inceleyeceğim ve bu yazımda Ayasofya hakkında bu sorulara cevap bulmaya çalışacağım.

Pek Bahsedilmeyen İlk Ayasofya

İlk Ayasofya inşaatı Hristiyanlığı imparatorluğun resmî dini ilan eden Roma imparatoru Büyük Konstantin (Bizans’ın ilk imparatoru I. Constantinus) tarafından başlattırılmıştır. 337 ile 361 yılları arasında tahtta olan Büyük Konstantin'in oğlu II. Constantius tarafından tamamlanmış ve Ayasofya kilisesinin açılışı 15 Şubat 360’ta II. Constantius tarafından gerçekleştirilmiştir. 20 Haziran 404’te Konstantinopolis Patriği Aziz İoannis Hrisostomos'un İmparator Arcadius'un eşi İmparatoriçe Aelia Eudoksia ile çatışmasından dolayı sürgüne gönderilmesinin ardından çıkan isyanlar sırasında bu ilk kilise yakılarak büyük ölçüde tahrip olmuştur ve nispeten de olsa İnsanlık Tarihi’nin derinliklerinde kaybolmuştur.

Blog Image

Tekrar Tarih olan Konstantinapolis Kilisesi: İkinci Ayasofya

İlk kilisenin isyanlar sırasında yakılıp yıkılmasından sonra, imparator II. Theodosius bugünkü Ayasofya’nın bulunduğu yere ikinci bir kilisenin inşa edilmesi emrini vermiş ve İkinci Ayasofya’nın açılışı onun zamanında, 10 Ekim 415’te gerçekleşmiştir. Mimar Rufinos tarafından inşa edilen bu İkinci Ayasofya da yine bazilika planlı, ahşap çatılı ve beş nefliydi. Bu yapı 13-14 Ocak 532’de Nika Ayaklanması sırasında yakılıp yıkılmıştır. Bu yapıdaki bazı buluntulara 1935’te binanın batı avlusunda (bugünkü giriş kısmında) Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden A. M. Schneider tarafından yürütülen kazılarda bu İkinci Ayasofya’ya ait birçok buluntu ele geçirilmiştir. Günümüzde Ayasofya'nın ana girişinin yanında ve bahçede bu buluntular görülebilmektedir.

Konstantinapolis’in içinden devasa bir kubbe yükseliyor: üçüncü ve son Ayasofya

İkinci Ayasofya’nın 23 Şubat 532’de yıkılmasından birkaç gün sonra imparator I. Justinianus öncekinden tamamen farklı, daha büyük ve kendisinden önce gelen imparatorların yaptırdıkları kiliselerden çok daha görkemli bir kilise inşa ettirmeye karar vermiştir. Justinianus bu işi yapacak mimarlar olarak fizikçi Miletli İsidoros ile matematikçi Trallesli Anthemius’u görevlendirdirmiştir. Bir efsaneye göre, Justinianus inşa ettireceği kiliseye ilişkin hazırlanan taslakların hiçbirini beğenmez. Bir gece İsidoros taslak hazırlamaya çalışırken uyuyakalır. Sabah uyandığında Ayasofya'nın hazırlanmış bir planını önünde bulur. Justinianus bu planı mükemmel bulur ve Ayasofya'nın buna göre inşa edilmesini emreder. Bir başka efsaneye göre de İsodoros bu planı rüyasında görmüş ve planı rüyasında gördüğü şekilde çizmiştir. Ayasofya Kilisesi inşaatında kullanılacak malzemeleri üretmek yerine imparatorluk topraklarında yer alan yapı ve tapınaklardaki yontulmuş hazır malzemelerden yararlanılmıştır. Bu yöntem, Ayasofya’nın inşa süresinin çok kısa olmasını sağlayan etkenlerden biri olarak kabul edilebilir.

Blog Image

Ayasofya Kalıntıları

Ayasofya’nın yapılmasından sonrasında yaşadığı felaketler

553 Gölcük ve 557 İstanbul depremlerinde ana kubbe ile doğu yarım kubbesinde çatlaklar belirdi. 7 Mayıs 558 depreminde ise ana kubbe tümüyle çöktü. Daha sonradan bu kubbeler imparatorun emriyle restore edildi. Ayasofya’nın daha sonra uğradığı tahribatlar arasında 859 yangını, bir yarım kubbesinin düşmesine neden olan 869 depremi ve ana kubbesinde hasara yol açan 989 depremi sayılabilir. 989 depreminden sonra imparator II. Basil, kubbeyi Agine ve Ani'deki büyük kiliseleri inşa eden Ermeni mimar Trdat’a tamir ettirmiştir. Trdat kubbenin bir kısmını ve batı kemerini onarmış ve kilise 6 yıl süren onarım çalışmasından sonra 994’te yeniden halka açılmıştır.

Konstantinapolis’in yeni misafirleri(!): Latinler Geliyor

Dördüncü Haçlı Seferi sırasında, Venedik Cumhuriyeti'nin âmâ Doçu Enrico Dandolo komutasındaki Haçlılar İstanbul’u ele geçirip Ayasofya’yı yağmalamışlardır. Bu olay Bizanslı tarihçiler tarafından bize aktarılmaktadır. Kiliseden aralarında İsa'nın mezar taşından bir parça, İsa'nın sarıldığı bez olan Torino kefeni, Meryem'in sütü ve azizlerin kemikleri gibi birçok kutsal emanet ile altın ve gümüşten yapılma değerli eşyalar çalındı, kapılardaki altınlar bile sökülerek batı kiliselerine götürüldü şeklinde anlatılmaktadır. Latin İstilası (1204-1261) olarak anılan bu dönemde Ayasofya, Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı bir katedrale dönüştürülmüştür. 16 Mayıs 1204 tarihinde Latin imparatoru I. Baudouin imparatorluk tacını Ayasofya'da giymiştir.

Ayasofya’nın Bizans Hakimiyetindeki Son Dönemleri

Ayasofya 1261'de tekrar Bizanslılar’ın kontrolüne geçtiğinde harap, virane ve yıkılmaya yüz tutmuş bir durumdaydı. 1317’de dönemin imparatoru tarafından binanın kuzey ve doğu kısımlarına 4 adet istinat duvarı yaptırıldı. 1344 depreminde kubbede yeni çatlaklar belirdi ve 19 Mayıs 1346'da binanın çeşitli kısımları çöktü. Bu olaydan sonra kilise, 1354'te Astras ve Peralta adlı mimarların restorasyon çalışmalarının başlamasına kadar kapalı kaldı.

Bir Devir Kapanıyor: Konstantinapolis’te Türk Hakimiyeti

İstanbul'un 1453'te Osmanlı Devleti tarafından fethinden sonra, fethin sembolü olarak, derhal Ayasofya Kilisesi camiye dönüştürülmüştür. O sıralarda Ayasofya harap bir haldeydi. Ayasofya’ya özel bir önem veren Fatih Sultan Mehmed, kilisenin derhal temizlenip camiye çevrilmesini emretti, fakat adını değiştirmedi. İlk minaresi onun döneminde inşa edilmiştir. Osmanlılar bu tür yapılarda taş kullanmayı tercih etmekle birlikte minarenin hızla inşa edilebilmesi amacıyla bu minare tuğladan yapılmıştır. Minarelerden biri de sultan II. Bayezid tarafından eklenmiştir. Kanuni Sultan Süleyman fethettiği Macaristan’daki bir kiliseden Ayasofya’ya iki dev kandil getirtmiştir. Günümüzde bu kandiller mihrabın iki yanında yer almaktadır. II. Selim döneminde (1566-1574) dayanıksızlık belirtileri gösterdiğinde bina, dünyanın ilk deprem mühendislerinden biri sayılan Osmanlı baş mimarı Mimar Sinan tarafından eklenen dış istinat yapılarıyla (payanda) takviye edilerek son derece sağlamlaştırılmıştır. Bu istinat yapılarıyla birlikte,Mimar Sinan ayrıca, kubbeyi taşıyan payeler ile yan duvarlar arasındaki boşlukları kemerler ile besleyerek kubbeyi iyice sağlamlaştırmış ve binaya iki geniş minare (batı kısmına), hünkâr mahfili ve II. Selim’in türbesini (güneydoğu kısmına) eklemiştir. III. Murad’ın ve III. Mehmed’in türbeleri ise 1600’lerde eklenmiştir. Ayasofya’nın Osmanlı dönemindeki en ünlü restorasyonlarından biri sultan Abdülmecid’in emriyle İsviçre İtalyanı olan Gaspare Fossati ve kardeşi Giuseppe Fossati’nin nezaretinde 1847 ile 1849 yılları arasında yapıldı. Fossati kardeşler, kubbe, tonoz ve sütunları sağlamlaştırdı ve binanın iç ve dış dekorasyonunu yeniden elden geçirdi. Üst kattaki galeri mozaiklerinin bir kısmı temizlendi, çok tahrip olanları ise sıvayla kaplandı ve altta kalan mozaik motifleri bu sıva üzerine resmedildi. Işıklandırma sistemini sağlayan yağ lambası avizeleri yenilendi. Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin (1801-1877) eseri olan, önemli isimlerin hat sanatıyla yazılı olduğu yuvarlak dev tablolar yenilenip sütunlara asıldı. Ayasofya’nın dışına yeni bir medrese ve muvakkithane inşa edildi. Minareler aynı boya getirildi. Bu restorasyon çalışması bittiğinde Ayasofya Camii 13 Temmuz 1849'da gerçekleştirilen bir törenle yeniden halka açıldı.

Türkiye Cumhuriyeti Döneminde Ayasofya

1930 ile 1935 yılları arasında restorasyon çalışmaları nedeniyle halka kapatılan Ayasofya’da Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle bir dizi çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar arasında çeşitli restorasyonlar, kubbenin demir kuşak ile çevrilmesi ve mozaiklerin ortaya çıkarılıp temizlenmesi örnek gösterilebilir. Bu esnada Bakanlar Kurulu’nun 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla müzeye çevrilmiştir. 1 Şubat 1935’te ise ziyarete açılmıştır. Yüzyıllar sonra mermer zemindeki halıların kaldırılmasıyla zemin döşemesi, insan figürlü mozaikleri örten sıvanın kaldırılmasıyla da mozaikler tekrar gün ışığına çıkarılmıştır. Yapı 19 Kasım 1936’da tapuya resmen "Ayasofya-ı Kebir Camii Şerifi" adıyla kaydedilmiştir.

Blog Image

Ayasofya’nın Müze Statüsünden İbadethane Statüsüne Geçiş Süreci

Ayasofya'nın tekrar cami olma süreci ilk olarak 2005 yılında başladı, 2005 yılında yargıya taşınan olay Danıştay 10. Dairesi tarafından reddedildi. 2016'da tekrar açılan davada Haziran 2018'de açıklanan karar ile aynı şekilde sonuçsuz kaldı. Temmuz 2016'da Ayasofya Müzesi'nde düzenlenen Kadir Gecesi programında, 85 yıl aradan sonra sabah namazı ezanı okundu. Diyanet TV'nin Ramazan ayı boyunca Ayasofya'dan "Bereket Vakti Ayasofya" adlı sahur programını ekranlara getirmesine Yunanistan'dan tepki geldi. Ekim 2016'da Müze'nin ibadete açık olan bölümü Hünkar Kasrı'na, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından uzun yıllardan sonra ilk kez asaleten imam atandı. 2016 itibarıyla Hünkâr Kasrı bölümünde vakit namazlar kılınmaya ve minarelerinden Sultanahmet Camii ile 5 vakit çifte ezan okunmaya başlandı. 29 Mayıs 2020 tarihinde İstanbul'un Fethinin 567. yıl dönümünde Fetih Suresi okundu. Bu gelişmelerin ardından Ayasofya'nın cami olma süreci tekrar gündeme geldi. Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği'nin "Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine yönelik Bakanlar Kurulu kararının iptali" istemiyle Danıştay'da dava açması üzerine 2 Temmuz 2020 tarihinde duruşma gerçekleştirildi ve 10 Temmuz 2020 tarihinde Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını "Ayasofya'nın vakıf senedindeki cami vasfı dışında kullanımının ve başka bir amaca özgülenmesinin hukuken mümkün olmadığını" belirterek iptal etti. Bunun üzerine 2729 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Ayasofya, Diyanet İşleri Başkanlığına devredilerek tekrar cami statüsüne dönmüş oldu. Bu gelişme sonrası UNESCO, Dünya Mirasları listesi'nde yer alan Ayasofya'nın korunma statüsünün gözden geçirileceğini duyurdu. Son olarak 24 Temmuz 2020 tarihli Cuma namazı ile fiilen ibadete açılmıştır.