Neden İstanbul Sözleşmesi?

Editörlerimiz Elif Tufan ve Elif Başak Alço yazdı.

İstanbul Sözleşmesi ne için var?

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi, ev içi şiddeti büyük ölçüde önlemeye ve hayatta kalanları korumaya yönelik devletlerin alması gereken önlem ve sorumluluklarını belirler. Kısaca İstanbul Sözleşmesi adıyla bilinir.

İstanbul Sözleşmesi, akademinin yasalara veri ve yöntemlerini yansıtabildiği en güzel örneklerden biridir. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin eşitsizlikten kaynaklı olduğunu vurgulayarak şiddete maruz bırakılanların ihtiyaçlarını önceleyen bir sözleşme olarak hayat buldu.

Sözleşmeyi imzalayıp onaylayan ilk ülke olan Türkiye, sözleşme metninin hazırlanmasında ve 2011’de imzaya açılmasında etkin rol oynadı. Sözleşmenin imzalandığı dönemde Avrupa Konseyinde Türkiye’den iki isim vardı. Sözleşme 24 Kasım 2011’de TBMM’de oy birliği ile kabul edildi.

Sözleşmeden çekilme tartışmaları devam ederken Ağustos 2020’de Konda tarafından yapılan araştırmada, sözleşmeden çıkılması gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 7, sözleşmede kalınması gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 36 olarak görüldü. Katılımcıların yüzde 58’i fikir belirtmezken yüzde 62’si ise sözleşme içeriğine dair fikir sahibi olmadığını belirtti. Bu açıdan bilgi kirliliğinin sözleşme üzerinde büyük etkisi olduğunu söyleyebiliriz.

İstanbul Sözleşmesi kimleri koruyor?

Madde 1 – Sözleşmenin Maksatları – Bu sözleşmenin maksatları şunlardır:

1. Kadınları her türlü şiddete karşı korumak, kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak;

2. Kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek de dahil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak;

3. Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak;

4. Kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırma amacıyla uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak;

5. Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruluşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin birbiriyle etkili bir biçimde işbirliği yapmalarına destek ve yardım sağlamak.

“Taraflar herkesin, özellikle de kadınların, gerek kamu gerekse özel alanda şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını yaygınlaştırmak ve korumak için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.”

Erkekleri mağdur ediyor mu?

  • “Kadının beyanı esastır.”

İstanbul Sözleşmesi uluslararası bir sözleşme olduğundan ötürü Türkiye’nin yasalarında 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” olarak vücut buldu. Bu kanuna göre kadının beyanı tedbir ve soruşturma için esas alınırken hüküm için esas oluşturmamakta. Yani şiddet tehdidi altında olduğunu beyan eden kadın ilave delil aranmaksızın koruma mekanizmalarına dahil edilmesi “Kadının beyanı esastır.” ifadesiyle mümkün kılınıyor; ancak bu ifade hüküm için geçerli değil.

  • Nafaka

İstanbul Sözleşmesi’nde nafakaya ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmuyor. Süresiz nafaka Medeni Kanun’un 175. maddesinde düzenleniyor. Ayrıca boşanma durumunda yoksulluk sebebiyle istenen yoksulluk nafakası sadece kadınlara tanınan bir hak olmayıp şartları yerine getiren erkeklere de tanınıyor.

  • LGBTİ+ Propagandası?

Taraflar bu sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin; cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin deceklerdir.

Bu madde ile taraf devletlere sözleşmedeki hükümleri hiçbir ayrımcılık yapılmaksızın uygulama görevi veriliyor. Sözleşmede “eşcinselliği özendiren” herhangi bir ibare yok. Ayrıca taraf devletlere eşcinsel evliliklerin desteklenmesi gibi bir zorunluluk da getirmiyor.

Anayasa varken neden hala ihtiyaç var?

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi, büyük ölçüde devletlerin sorumlu tutulmalarını ve kadınlara yönelik şiddet alanında önleyici çalışmalarda bulunmalarını sağlar. 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesi Kanunu” ise mevcut suçların belirlenmesinde ve yargı sürecinde mahkemeler tarafından uygulanan kanundur. 6284 sayılı kanunun ikinci maddesi şu şekildedir:

(2) Bu Kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında aşağıdaki temel ilkelere uyulur:

a) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır.

Buraya kadar geldiyseniz sizi metnin orijinalini okumaya davet ediyoruz.

Doğru bilgiyle kalın!