Figüran

Editörümüz Selin Tiras yazdı.

Kendimize karşı dürüst olmamız gerekirse içinde bulunduğumuz bu film çoktan defalarca çekilmişti. Belki de çoktan çekilen bir filmin sahne arkası görüntülerinde figüran olarak geçiyor hayatımız. Bu filmin ana karakterleri kim bilmiyorum ama beyaz perdeye güvenmek gerekirse, filmin sonunda tüm insanlığı kurtarmak adına kendilerini feda edecek olmaları en olası kapanış sahnesi gibi görünüyor. Şimdiden sevenlerine sabır ve sağlık diliyorum.

Figüran olmanın bu kadar zor olacağını hiç tahmin etmezdim, ana karakterler film boyunca dertlerinden başlarını kaşıyacak vakit bulamazken; arka planda sokakta karşıdan karşıya geçmeye çalışan, milyonlarca yüzden sadece bir tanesi… Tekdüzeliğin, bitmeyen tekrarların içinde haftanın hangi gününde olduğunu hesaplamaya çalışan, her gün saat 13:47’de saate baktığını ve daha dün bahsettiği deterjan markasının telefonunda reklam olarak çıktığını fark edip hayattan işkillenmeye başlayan gölgedeki o yüz. Ana karakterler sözlerini unuttuğundan aynı sahneler defalarca çekiliyordur belki. Eğer durum buysa, iki ricam olacak. 20 yıllık hayatımda kaç tane birbirinden farklı gün yaşadığımın detaylandırılarak tarafıma iletilmesini ve ana karakterlerin ezberlerine biraz daha dikkat etmelerini rica ediyorum. Yine kaç gün oldu saat 13:47’de telefon ekranına bakarken buluyorum kendimi.

-Neydi senin adın, hadi kardeşim herkesin işin gücü var. Sahneyi adama boğmayın, biraz mesafe koyun aranıza!

Koyduk, sevgili yönetmen, bağırıp durmayın. Mesafeler de koyduk aramıza. Etrafta oynayacak kimsemiz kalmasa da siz kameranızı ne zaman kime doğrultacaksınız bilemediğimizden tüm gün devam ediyor oyunculuklarımız. Babaannem kimseler görmüyor diye mutfağa sağ ayağıyla girmekten vazgeçmedi örneğin. Bense belli alarmlarımı kapatmadım, olur olmadık çalıp bana zamanı hatırlatmalarına hala izin veriyorum. Olay örgüsünde çok bir söz hakkımız olmadığından hiç sesimizi çıkarmadan bu istediğinizi de yaptık ama figüran figürana hasret kaldık resmen.

Yan komşumun küçük torunu Nuri, kaç gün oldu karşı komşumun daha küçük torunu Hanım Esma’yla sokakta ebelemece oynayamadı. Akşam vakitlerinde karşıdaki beyaz evin önünde, sokak kapatılıp düğün de yapılmadı bu yıl. Belki de evlenecek kimse yoktur ama böyle bir gelenek de bozulur mu? Sokakta horozlar ve kazlar kaldı sadece, onlar da sabah akşam bitmek bilmez bir muhabbet…

Koca bir kalabalığın içinde yalnız olmaya “eski normalimizde” oldukça alışıktık ama fiziksel olarak bu denli yalnız bırakılmayı “yeni normal” denilen süreçte değişen az sayıda şeyden biri olarak görüyorum. Sanırım hiç konuşmayacağımız, tanışmayacağımız insanların yüzüne bakıp ihtimaller görmek de bir normalimizmiş.

6a9268_ddc2d6b69c5b4fa68a5da78f5e665c00~mv2.png

Sosyal izolasyon sürecinde penceremden ne kadar çok hayatın eksildiğini görünce, bir figürandan beklenmeyecek kadar gerçekçi ve duygusal bir oyunculuk sergiledim. Avrupa’nın ve Amerika’nın farklı sokaklarında izine rastlayabileceğiniz, tuvali genellikle duvarlar olan İspanyol sanatçı Pejac ise duygusal bir oyunculuk sergilemenin bir adım ötesine geçip “STAY ArT HOME” isimli bir proje başlatmış. İnsanları pencerelerine çizim veya kolaj yapmaya, pencerelerinden kaybolan hayatı kendi çabalarıyla geri kazanmaya davet ediyor.

figüran
Graffiti Street blogu yoluyla İspanyol sanatçı Pejac’ın projesinden görseller

Pejac’in projesini başlattığı çalışma “It can’t rain all the time” ise adını The Crow filminden alıyor. Hollywood‘da yaşanılan set kazalarından dolayı lanetli sayılan filmin başrol oyuncusu Brandon Lee ise yine filmin çekim sürecindeki bir set kazası sonucu hayatını kaybetmiş. Bu açıdan Pejac’in çalışması için ilginç bir ad seçtiğini söylemek mümkün. Seçtiği isim, sürecin sonrası için umut verirken içinden geçilen ve neredeyse “lanetli” sayılan bir dönemin de hatırlatıcısı olmayı ihmal etmiyor. Dünyanın pek çok farklı yerinden insanın katıldığı projede ortaya çıkan işlere bakınca insan istemsizce birinin penceresine çizili gölgeli bir yüz olup olmadığını merak ediyor. Pencerelere çizilen insan karakterleri ise bir kere daha kalabalık olmaya ihtiyacımız olduğunu gösteriyor belki de. Yalnız olacaksak da kalabalıkların içinde yalnız olmaya ihtiyacımız olduğunu…